11 Haziran 2010 Cuma

Antoloji Tartışmaları : MEHMET H. DOĞAN'IN TUHAF İŞLERİ(*)

Şiir antolojilerinin tartışma konusu yapılmasından yana değilim. Çünkü her antoloji keyfîdir, görecedir. Ben de bir antoloji hazırlayacak olsam, canımın istediği şairden canımın istediği kadar şiir alırım antolojime. Seçimimden dolayı da kimseye hesap vermeyi kabul etmem.

Ancak, antolojilerin değerlendirme bölümlerinde estetiğin nesnel ve evrensel ölçütleri geçerlidir. Çünkü, hazırlayıcının yeteneği, zekâsı, yanlılığı ve yansızlığı, (Türkiye'de de) hınçları ve (varsa) kuyruk acıları bu bölümde ortaya çıkar. Derleyiciye şair ve şiir seçiminde her türlü özgürlüğü, öznelliği ve göreceliği tanımama karşın, bu bölümde nesnellik, adalet ve dürüstlük ararım.

Yayınevinin verdiği ve Acem tevatürüne parmak ısırtacak reklâm metnine göre "Türk şiirinin yaşayan en önemli eleştirmeni" olan M. H. Doğan'ın hazırladığı "YÜZYILIN TÜRK ŞİİRİ" antolojisine de bu ilkeler ekseninde baktım. Bırakın "Türk Şiirinin Yaşayan En Önemli Eleştirmeni" olmasını, M.H. Doğan, ciddi bir yöntembilimden (méthodologie) yoksun olduğu için, evrensel ölçütlere göre, Türkiye'de bile "gerçek" eleştirmen sayılamaz.

Kuşukusuz, başıma gelebilecek her türlü sakarlığı göze alarak, şiirimin antolojiye alınması konusunda YKY'na izin vermiştim. Seçilen şiirlerin sayısına da seçilen şiirlere de hiçbir itirazım yok. Ancak, yayınevinin, bir reklam metninde bile olsa kendisine böyle bir ünvan bağışlayacağını bilseydim. söz konusu antolojide yer almak istemezdim.

Seçilen şiirlerin sayısına da seçilen şiirlere de itirazım yok Ama, benimle ilgili değerlendirme bölümünün (2. Cilt, s. 215) nesnel saygıdan yoksun dedikodu üslubuna, karakuşî ( bu sıfatı M. H. Doğan için daha önce de kullandığımı anımsıyorum) yargılarına ve en önemlisi, bu bölümde yer alan bazı sinsi ve kara çalıcı cümlelere itirazım var. Sanki, bir hempasına yazdığı mektupta beni çekiştiriyor:

-"Kendi şiiri yanında ona koşut olarak yürüttüğü şiir çevirisi çalışmaları yurtdışında birtakım ilişkiler sağladı ona." diyor

Yok canım? Bu cümleye bakarsak, sanki mafya tarzı kuşkulu ilişkiler kurmuşum. Böyle "özel amaçlı" bir cümle, ciddi bir antolojide yer alabilir mi? "Benim böyle bir kastım yok" diye adam kandırmaya kalkışırsa, kendisine biraz Türkçe dersi almasını öneririm o zaman. M. H. Doğan, bu cümlenin ardından yurtdışında üyesi olduğum kuruluşların adlarını veriyor. Ve o zaman, alıntısını yaptığım cümlenin sinsi amacı ortaya çıkıyor: Meğer çeviri çalışmalarımın yurtdışında sağladığı birtakım (karanlık) ilişkiler sayesinde buralara üye yapmışlar beni. "Birtakım" sözcüğünün anlamı ne? Sinsi ve aşağılık bir küçümseme arzusundan başka? Anlaşılan, kendi deneyimlerinden yola çıkarak, Türkiye'de geçerli olan bir yöntemin dünyada da geçerli olabileceğini sanıyor M. H. Doğan. TRT'de yıllarca yetkili yerlerde bulundum, on yıl iki büyük yayınevinde editörlük yaptım, şimdilerde Türkiye'nin en büyük gazetesinde yazarlık yapıyorum, yaptığım işlere ait bir gücü edebiyat alanının "al gülüm ver gülüm" ilişkilerinde kullandığımı kanıtlayanın alnını karışlarım!

Bana onur kazandıran üyeliklerin "birtakım ilişkiler sayesinde" verildiğini nereden biliyor? Bana gelen öneri mektuplarının hiçbirinde çeviri çalışmalarımdan söz edilmemekte, aksine "şiir"ime verilen değer anılmaktadır.

Örneğin, Mallarmé Akademisi'ne muhabir üye (yabancı üyelere verilen sıfat) olmamı öneren mektupta bir başka ölçüt yer almaktadır.

Görüldüğü gibi, söz konusu Akademi'nin öneri mektubunda çeviri çalışmalarımdan değil başka şeylerden söz edilmektedir. Değerlendirme sıfatlarının sorumluluğu Mallarmé Akademisi'ne ve onun başkanına aittir. Kuşkusuz, M. H. Doğan ayn kanıyı paylaşmamak ve beni söz konusu Akademi'ye yakıştırmamak özgürlüğüne sahiptir. Ama, karar verecek durumda olmadığı için, onun bu kanısı, Akademi'nin Vicente Aleixandre, Lawrence Durrell, Artur Lundkvist, Eugenio Montale, Octavio Paz, Yannis Ritsos, Mario Luzi, İsmail Kadare, Östen Sjöstrand, Andrei Voznesenski Adonis gibi (kimileri Hakkın Rahmeti'ne kavuşan ve onların yerine seçilen) yabancı muhabir üyeleri arasında yer almama, hiç kuşkusuz, engel değil.

Akademi Başkanı'na yazdığım mektupta, Mallarmé Akademisi muhabir üyeliğine seçilmemin benim kadarTürk şiirini de onurlandıracağını belirtmiştim. Anlaşılan, "Türk şiirinin yaşayan en önemli eleştirmeni", Guillevic ile benim düşüncelerimizi paylaşmıyor. Canı sağ olsun!

Bir düşünceyi paylaşmamak kendi bileceği iş, ancak "Kendi şiiri yanında ona koşut olarak yürüttüğü çeviri çalışmaları yurtdışında birtakım ilişkiler sağladı ona" cümlesi, bana ve üyesi olduğum kuruluşlara hakaret etmeyi amaçlamıyorsa neyi amaçlamaktadır? Şiirimin hangi özelliğini tanımlamaktadır? Şiirimin değerlendirmesini amaçlayan bu cümlenin antolojide işi ne? O zaman neden Galatasaray takımını tuttuğumu da yazmıyor?

Bu cümle, nedeni ne olursa olsun, M. H. Doğan'ın bana karşı nesnel, âdil ve dürüst (ki bunlar bir eleştirmenin olmazsa olmaz nitelikleridir) olamadığını kanıtlıyor.

-"İkinci Yeni etkisinde bir şiire başladı. Bu etki ilk kitaplarında bellidir." diyor.

Bu yargı da adil değil.Ülkü Tamer dışında İkinci Yeni şairlerinin çoğundan yaşça küçük olmama karşın şiirlerimi onların yazdığı yıllarda yazdım, onlarla birlikte aynı dergilerde yayımladım. Özellikle Ne Altın Ne Gümüş adlı söyleşiler kitabımda yer alan metinler ve öteki deneme kitaplarımdaki yazılarım, bu akıma, benden yaşça büyük şairler kadar kafa yorduğumun kanıtlarıdır. Şiirlerimi 1954-1955'te değil de on yıl sonra yayımlamaya başlamış olsaydım bu "etki" yargısı doğru olabilirdi. Adalet kaygısı olsaydı, gerçeği görmesi için o döneme ait şiirlerin altındaki tarihlere ve dergi adlarına bakması yeterdi. 1955-1965 yılları arasında, en genç şairlerden biri olarak, şiirimle İkinci Yeni'nin oluşumuna iyi-kötü katkıda bulundum. Ama dönemin değer ölçülerine göre, önde gelen şairler arasında yer alamadım. Bir yazınsal akım oluşurken böyle şeyler olabilir... Ama aradan elli yıla yakın zaman geçti, artık gerçekleri görmek için belgeler ve vakit var. İkinci Yeni şairlerinin (ikisi dışında) büyük bir çoğunluğunun Batı şiirini ancak Türkçeye yapılan çevirilerinden izleyebilme şansına sahiptim. Bunun ne büyük olanak ve özgürlük olduğunu her sağduyu sahibi eleştirmen bilmek zorundadır. Bir ilişkiden söz edilecekse, Breton, René Char, Sant-John Perse ve Yves Bonnefoy gibi özgün kaynaklardan yaptığım okumalar anılabilir. Bunlar benim yazılarımda açıkladığım şeyler... Gerisi boş laf! Olanağı olan bir genç şair elbette ana kaynakları yeğler.

Bir antoloji hazırlamaya kalkışan eleştirmenin, estetiğin evrensel ölçütlerine dayalı yöntembilimsel kılavuzu yoksa ne adalet duygusu ne de vicdanı vardır. Vicdanı dikkatli, dikkatli âdil Memt Fuat'ın tanıklığına başvurup M. H. Doğan'ın kendi "ince" hesaplarıyla başbaşa bırakalım:

"Şiire İkinci Yeni anlayışının en etkili olduğu günlerde başlamıştı. Ama bu anlayışa kaynaklık eden Fransız şiirinin gelişmelerini biliyor, Fransız şairlerini çevirilerinden değil, asıllarından okuyordu. Onun için de, 1960'ların sonlarına doğru Türkiye'de toplumsalcı şiir ağırlık kazanınca, bu yola girebilmek için, şiirini bütünüyle değiştirmek gereğini duymadı." (Çağdaş Türk Şiiri Antolojisi, 2. Cilt, s. 845) M. H. Doğan'ın bu gerçekleri görememesi ve ilk üç kitabımı (Gürlevik, Kargı, Tutanaklar) önyargılarından kurtulup, doğru ve karşılaştırmalı okuyamaması, Antoloji ilanındaki savlarla çelişmektedir.

-"İnce de, çeviri yaparken yabancı şiirden beslendiği gibi, şairliği şiir çevirmenliğini besleyen şair-çevirmenlerden biridir." diyor.

Bu cümlenin anlamı ve estetik yararı ne Allah aşkına? Dil bilen her şair, isterse (istemese de), yabancı şiirlerin kaynaklarından beslenebilir. Daha önce birkaç kez yazdığım gibi, şiir çevirmenliği enayilikten başka bir şey değildir. Saygı gösterilmesi gereken özverinize karşın, en azından, bu türden densizliklere hedef olursunuz. Bu enayiliği yapmayıp, Rimbaud, Lautréamont, Aloysius Bertrand gibi modern şiirin temel taşlarını, René Char, Adonis, Kavafis, Ritsos ve Seferis gibi çağdaş şiirin en önemli şairlerini dilimize çevirmeseydim, alın terimin ürünlerini öteki şairlerle paylaşmasaydım, bencil davransaydım, elimin altındaki ummandan çaktırmadan bazı şeyler tırtıklasaydım, M. H. Doğan kardeşimiz bana karşı bu saygısızlığı yapabilir miydi? "Şai-çevirmen"miş! Yazında böyle bir meslek yoktur! "Şair-Çevirmen" nitelemesiyle, aklı sıra, hem şairliğimi hem de çevirmenliğimi küçümsemeye kalkışıyor. Bir insan nasıl bu denli kara vicdanlı olabiliyor? Şiir değerlendirmek çok özel bir alan olduğu için onu bir yana bırakalım. Ama, her vicdan sahibi insan, tek başıma ve ortaklarımla yaptığım çevirileri anımsayıp saygıyla ayağa kalkar. Ama M. H. Doğan bu tür erdemlerden yoksun olduğu için mazur görülebilir. Her şeye karşın, Türk şiirine çeviri yoluyla yaptığım alçakgönüllü hizmetler dikkate alınacak olursa, "Şair-Çevirmen" tanımlaması M. H. Doğan'ın yüzünü fena halde kızartacak bir sıfatlandırma. Teşekkür yerine tezvirat!

Değerli okurlar, dikkat ederseniz, şiirime ilişkin herhangi bir değerlendirmeye itiraz etmiyorum. Zaten M. H. Doğan'ın kaleme aldığı metinde böyle bir değerlendirme de yok. Sadece, adı geçen Antoloji'nin hazırlayıcısının kasıtlı tahrifatını ve karakuşiliklerini ihbar ediyorum.

Özel amaçlı çevirilerim sayesinde Avrupa'da kendime şaibeli bir yer edindiğimi ima ederek beni "Çevirmen-Şair" kadrosuna tayin eden M. H. Doğan, nedense, Şiir ve Gerçeklik, Tabula Rasa, Yazınsal Söylem Üzerine ve Şiirde Devrim gibi edebiyat ve şiirin temel sorunlarını irdeleyen ve bazı üniversitelerde başvuru kitabı olarak okutulan yapıtlarımın adını bile anmıyor. Bunun nedeni, kendisi gibi "Türk şiirinin yaşayan en önemli eleştirmeni" dururken bu türden kuramsal kitapları benim gibi "Çevirmen-Şair" in yazmış olması olmasın sakın! Vakit hiç de geç değil, kendini kanıtlaması için önünde zaman var. Hibe edilen ünvanla yetinmeyi seçerse, o da kendi bileceği iş.

Bütün bunlardan sonra, güya "Türk şiirinin yaşayan en önemli eleştirmeni" ünvanına sahip olmasına karşın, adil olmayı beceremeyen, "müfteri" (kara çalıcı) bir derlemecinin hazırladığı Antoloji'nin yeni baskılarında yer almayı, kuşkusuz, kendime yasakladım ve Noter aracılığıyla bu kararımı ilgili yayınevine bildirdim.

Bu yazımın yerine dergide genç bir meslektaşımın daha yararlı bir yazısı yayımlanabilirdi. Bu sayılık yerini kaptığım için adını bilmediğim genç arkadaşımdan özür dilerim. Ancak, bu denli değerbilmezlikler, nankörlükler, fesatlıklar insanı isyan ettiriyor.

Özdemir İNCE


* 2001 yılında adanasanat.com'da yayınladığımız ve yaklaşık 6-7 yıl yayında kalan bu yazıyı hangi kaynaktan aldığımıza dair elimize not yoktur. Başka bir deyişle Özdemir İNCE tarafından yazılan bu yazının ilk nerede yayınlandığını şu an için bilmiyoruz. Özdemir beyin bu metnin burada yayınlanmasına bir itirazı varsa bizi uyarır uyarmaz yayından kaldırırız.

Hiç yorum yok: