21 Nisan 2018 Cumartesi

Facebook’ta Şiir Yayınlamak


J. Salinger’ın hayatının ve yazarlık serüvenin anlatıldığı “Çavdar Tarlasındaki Asi” filmi dolayısıyla yazarla ve yazdıklarıyla yeniden ilgilendim. Salinger, kitapları o günün şartlarına göre olağanüstü düzeyde çok satarken yayıncısına gider ve kitaplarının artık basılmasını, yani okunmasını istemediğini söyler. Salinger, önceleri yazdıklarını yayımlatmak için elbette çok uğraşır, öykülerini dergilere sıklıkla gönderir.

Salinger’in yayınlamayla ilgili davranışından yola çıkıp sözü facebook sayfasında sıklıkla şiirlerini yayınlayanlara getirmek istiyorum. Sözü edilecek kişiyi tanıyorsunuz; şiir yazdığını, bazı şiirlerini bir araya getirip kitap olarak yayınladığını biliyorsunuz. Günün herhangi bir saatinde bakıyorsunuz ki şairimizin şiirlerinden birisi facebook penceresinde karşınızda duruyor. Paylaşılan şiir uzunsa Facebook tarafından sadece bir kısmı görüntüleniyor. İsteyenler “Devamını gör” linkini tıklayıp şiirin tamamını görebiliyorlar.

Şöyle bir senaryomuz olsun: Şairimiz şiirlerini derleyip toparlayıp kitap olarak yayınlıyor. Sonra facebook sayfasında kitabının kapak resmi eşliğinde şiirlerinden birisini duyuru niyetine arkadaşları için paylaşıyor. Yani facebook ve diğer sosyal medyayı şiirlerini ve kitaplarını duyurmak amacıyla kullanıyor. Bu yapılana kimsenin bir itirazı olamaz. İtirazımız, şiirlerini durup dururken kafaları estikçe facebook’ta yayınlamalarıdır.

Şiirlerinizi internet ortamında yayınlayıp okunmasını mı istiyorsunuz? Bize sorarsanız bir blog açın ve şiirlerinizi o blogda yayınlayın. Blog’a yeni bir yazı-şiir eklediğinizde ise bu yazının linkini facebook’ta paylaşın; şiirinizi veya yazınızı kim okumak istiyorsa o linki tıklayıp bloğunuza ulaşsın.

 

15 Nisan 2018 Pazar

Onur Saylak’ın Daha Filmini İzleme Tecrübesi



Bugün (15 Nisan 2018) Onur Saylak'ın yönettiği Daha filmini izlemek üzere Seyhan Belediyesi Yaşar Kemal Kültür Merkezi'ne gittim. Film, birilerinin (belediye yöneticisi değil) keyfi yerine gelsin diye 15 dakika geç başladı.
Film gösterimi yapılan salonda sunulan görüntü kalitesi berbattı. Çünkü parlak ve buruşmuş bir perde kullanıldığı için görünün sağ ve sol tarafları birbirinden çok farklıydı. Film gösteriminin yapılacağı günler önceden bilinmesine rağmen böyle bir perdeye görüntünün yansıtılmasına söyleyecek söz bulamıyorum.
Salonda duyduğumuz sesler neredeyse gürültüden ibaretti, konuşmaları anlamak için çaba harcamak gerekiyordu. Buna bir de filmde kullanılan ve gürültüden öte işlevi olmayan abartılı efektler eklenince..
Filmde dikkatimi çeken nokta daha vardı. Film başta sona İngilizce altyazılı olarak oynatıldı. Hal bu ki altyazılar, mültecilerin Arapça yaptıkları konuşmalarda gerekiyordu.
Tahmin edeceğiniz gibi bu şartları film bitene kadar salonda kalamadım. Artık filmi baştan sonra izlemek için digital kopyasının piyasaya verilmesini bekleyeceğim.

31 Mart 2018 Cumartesi

William Masters ve Virginia Johnson


20'li yaşlarımda William Masters ve Virginia Johnson tarafından yapılan cinsellik araştırmasından söz eden çok sayıda yazı-makale okumuştum. O yıllarda sözünü ettiğim araştırmanın kitap halinin Türkçe çevrisinin baskısı olmadığı için yazılardan edindiğim bilgiler sınırlıydı. Sonra bu kitabın yeni baskıları yapılsa bile okumayı unutmuştum.


Yakın bir zamanda William Masters ile Virginia Johnson'ın hayatının anlatıldığı Masters of Sex adlı diziye rastlayınca izlemeye başladım. 4 yıl devam eden dizi toplam 46 bölümdür ve her bölüm yaklaşık 1 saattir. Dizide Dr. William Masters ile Virginia Johnson'un cinsellik araştırması sırasında yaşanılanlar merkeze alınmış olunsa bile yan karaktere de çokça yer verildiği için süre uzamış oluyor.

2016 yılında sona eren bu dizinin Türkçe dublajlı ve altyazılı kayıtlarını bulup izlemek mümkündür. Aşağıda linki verilen yazıda dizi hakkında az da olsa biraz bilgi edinmek mümkündür.


Masters of Sex dizisi dolayısıyla William Masters ile Virginia Johnson'ın yaptıkları araştırmalar hakkında bir şeyler okuma isteği olanlara aşağıda linki verilen yazı önerilebilir.
William Masters ile Virginia Johnson’un o zamanlar CBS televizyonuna çıkmaları onlar için önemlidir. O günlerde TV için yapılan söyleşiyi merak edenler aşağıda linki verilen videoyu izleyebilir.

Dr. Masters ile Virginia Johnson tanıştıklarında, Dr. Masters evlidir; Virginia ise 2. kocasından henüz boşanmış 2 çocuk sahibi genç bir kadındır. Washington Üniversitesi'nde beraber çalışmaya başlar başlamaz birbirinden etkilenirler. Asıl söylemek istediğim şudur: Bilim dünyası yıllar süren bu çalışmayı Virginia’nın William’a ve William’ın Virginia’ya olan aşkına borçludur. Çünkü aşk ikiliyi bir nevi bilimsel çalışmayı sürdürmeye zorlamıştır; bilimsel çalışmaları sayesinde görüşmelerini sürdürmüşlerdir. 
Bizce o günlerde evli olan William karısından boşanıp Virginia ile legal bir aşk yaşasaydı araştırma için o kadar zorluklara göğüs geremezlerdi, risk alamazlardı. Demek ki aşk her zaman şiirlere, romanlara itici güç olmuyormuş. Aşağıda verilen fotoğraf, Dr. Masters ile Virginia Johnson’un çalışmaları kitap olarak yayınlandıktan sonra çekilmiştir.



Diziden öğrendiğime göre, Dr. Masters ile Virginia’nın aralarının gergin olduğu bir dönemde Dr. Masters hastanede bir sunum yapmaya karar verir. Sunum metninin kapağına kendi adından başka Virginia’nın adını da yazar. Bu sayede yapılan araştırmanda Virginia’nın katkısı resmileşmiş olur. Bu davranış o sırada Dr. Masters'ın Virginia Johnson'a aşık olduğunu anlamak için yeterlidir. Şartları uygun olmamasına rağmen birbirinden ayrılmamak için yıllar boyunca her türlü çabayı gösteriyorlar. Hem de azimle, umutsuzluğa kapılmadan, bir birlerini bırakmayı düşünmeden.
Dr. Masters ile Virginia Johnson yıllar itibarıyla birbirlerini olumlu yönde değiştiriyorlar. Başlangıçta Wiliam, Virginia’nın akademik kariyer yapmasını geri planda engellemiş olsa bile birbirlerini geliştirmek ve birisi diğerinin eksiğini kapatmak için her türlü çabayı gösteriyor.

2 Aralık 2017 Cumartesi

Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni



Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni filminden bir sekans:
Yönetmenin evine çekmeye başladığı filmin başrol oyuncusu oturmaya gelir. Kadın oyuncu raflardaki kitaplara göz gezdirir. Kitaplar raflarda 2 sıra halinde duruyorlar. Ön sırada Gorki'nin, Nazım Hikmet'in, Orhan Kemal'in, Adalet Ağaoğlu'nun edebi değeri görece yüksek olan kitaplar durmaktadır. Arka sırada ise gizlenmiş halde Kerime Nadir romanları. Türk aydını bundan daha iyi anlatılamazdı. Gerçekte kendisine Kerime Nadir hitap ederken, sanat müziği duygu tellerini titretirken eve misafir geldiğinde S. Bach çalar, rafların ön sıralarında hiç okumadığı kitaplar olur.



http://www.imdb.com/title/tt0263074


17 Ocak 2014 Cuma

Yönetmen Carlos Reygadas’ın 4 Önemli Filmi


Post Tenebras Lux – Karanlıktan Aydınlığa (2012)

“Juan ve kentli ailesi, Meksika´nın yemyeşil taşrasında bir ev kurarak her şeyden uzakta hayatın keyfini ve çilesini yaşamaya başlar. Kimse bu iki farklı dünyanın birbirini tamamladığından mı yoksa birbirini yok etmeye mi çalıştığından emin değildir.”

"Yönetmene 2012’de Cannes’dan En İyi Yönetmen Ödülü’nü getiren film. Reygadas’ın diğer filmlerinde de olduğu gibi odak noktasına tek bir kişiyi değil; birkaç kişi arasındaki bu teması alıyor. O yaşadıkları ortaklıklara ‘ilişki’ demek yine mümkün değil. Nasıl ki Battle in Heaven(2005)’da çiftin, şoförle genç kızın yaşadıkları fiziksel yakınlıktan, yaşanılan mekanların ortaklığından ileri gitmiyorsa; burada da genç aileyle çevresindekilerin beraber olma durumları aynı şekilde tecelli ediyor. Film ilerledikçe, genç çiftin, iki küçük çocuklarıyla şehir dışında, yerel insanların arasında lüks bir evde yeni yaşamlarını kurmaya çalıştıklarını anlıyoruz.

Hayatlarına girmeye çalıştıkları yerliler karşı tavırları nazik; fakat o nezaketin, daha üstte olanların alttakilere gösterdikleri duygudan ibaret olduğuna dair bir atmosfer var. Evlerine aldıkları hizmetli, çevrenin bakımı için tuttukları adam, elektrik işlerini yaptırdıkları genç; kasabadaki hizmet sektörünün yeni işvereni olan ‘beyaz’ aile. Onların eğlencelerine giderek, toplantılarına katılarak onlardan olmaya dönük naif çaba… Kasabalı erkeklerin tavırlarından şiddet beklentisi doğuyor.

Çiftin evliliğinin mutsuzluğu da anlaşılıyor git gide. Reygadas’ın filmlerine hakim olan isteksiz, sönük cinsellik yine ana öğelerden biri. Toplu seks sahnesinde, ideal ailenin mahremiyetine ve ahlaki kapalılığına dair tabular yıkılırken, çiftin mutsuzluğunun temelinde de seks ve onun meseleleri olduğunu anlıyoruz. Diğer yanda, kasaba insanlarının kişisel sorunları ailenin hayatına giriyor; onların birlikteliklerini etkiliyor. Tüm bunlarla, hikaye sadece ailenin ya da kişinin hikayesi olmaktan çıkıyor; bir arada kalan birkaç insanın birbirlerine verdikleri zarar, birbirleri için yaptıkları hikayesine dönüşüyor.“



Stellet Licht (2007)

“Carl Dreyer´in Ordet´ine bir saygı duruşu niteliğindeki Sessiz Işık, Meksika´nın geleneklere sıkı sıkıya bağlı kırsal bölgelerindeki dindar bir Mennonit topluluğunda geçiyor. Olaylar evlilik dışı bir ilişki yaşayarak bu topluluğun kurallarını ihlal eden Johan´ın etrafında dönüyor. Johan karısına gerçeği itiraf ediyor, fakat huzursuzluğu, aile ve cemaatin gündelik âdet ve ritüellerini gerçekleştirirken peşini bırakmıyor. Sessiz Işık acı, tutkulu aşklar, zaman ve mucizelere dair bir zihin egzersizi.”

 
http://www.imdb.com/title/tt0841925/
Batalla en el cielo (2005) Cennette Savaş
“Reygadas bu kışkırtıcı ikinci filminde Meksika´nın sınıfsal ve sosyal yapısı içinde bireyin çıkmazını işaret ediyor. Mexico City´de geçen öykümüzde, bir generalin şoförü olan orta yaşlı bir adam ve karısı kısa yoldan para kazanmak için kaçırdıkları bebeğin ölümünden sorumlu. Şoför bu korkunç sırrıyla yaşarken, her gün arabasını sürdüğü generalin güzel kızıyla aralarında cinsel bir yakınlaşma başlıyor. Açılış ve kapanışındaki iddialı sevişme sahneleri, zaman zaman klasik anlatım kalıplarının dışına çıktığı sinema diliyle eleştirmenleri ikiye bölen film, 2005´in en çok tartışılan ve övgü toplayan yapımlarından oldu.”
 
 
Japón (2002)
“Carlos Reygadas´ın sanat sinemasının yeniden keşfi olarak değerlendirilen bu ilk uzun metrajlı filmi Meksika sinemasında öncülü olmayan, hiç beklenmedik bir örnek olarak çığır açtı. Görselliğiyle izleyiciyi sarsan Japonya, ölme arzusuyla Meksika´nın dağlık kasabalarından birine gelen, kendinden nefret eden, zayıf, aksak bir adamın öyküsünü işliyor. Yaşlıca bir dul olan ve yeğenlerinin evini elinden almak için dolandırdığı Ascen adama kapısını açar ve aralarında bir tür dostluk doğar. Kadının varlığı ve içinde bulunduğu kötü durum adamın hayatta kalma nedeni olur. Ancak kader ağlarını örmüştür bile.”



 
 

 

4 Eylül 2013 Çarşamba

Yarım Kalan Aşka Dönülür..




İnsanlar şartlar el verdiğinde geçmişte yarım kalan aşklarına dönerler. To The Wonder – Aşkın İzleri filmini izleyince bu konuda birkaç cümle yazma ihtiyacı duydum. Filmin başında Paris'te tanışıp aşktan başları dönen, bulutların üzerinde yüzen bir çifti izleriz. Filmin yönetmeni Neil ve Marina’nın birbirine aşık olduklarına izleyicisini inandırıyor.
 
Bir süre sonra Neil, Marina ve 10 yaşındaki kızı Tatiana ile birlikte Amerika'ya dönerler. Başlangıçta her şey yolundadır. Derken bir süre sonra Neil eski aşkına rastlar. Bundan sonrasını tahmin etmek zor değildir. Özetle biten aşk canlanmaz, yarım kalan aşk ise zamanla küllenmez.