13 Ekim 2019 Pazar

Yaratıcı Yazarlık Atölyesi İçin Tür Seçimi


Atölyemizin adı Yaratıcı Yazarlık. O zaman yaratıcı yazarlık faaliyeti sonucu neler üretilebilir? İşte ilk akla gelenler: Roman, öykü, şiir, masal, tiyatro oyunu, şiir, özgün film senaryosu, çocuk kitabı, gezi yazısı, deneme vs. Bu türlerden tiyatro oyunu ve senaryo bir yanıyla teknik metinlerdir. Çünkü film senaryoları yönetmen ve oyunculara hitap eder. Senaryo, bir öyküden veya romandan yola çıkılarak hazırlanıyorsa, bize göre yaratıcı yazarlık faaliyetinin epeyce uzağındadır.

Film senaryosu bir nevi teknik çalışma olduğu için yaratıcı yazarlık atölyelerinde üzerinde pek durulmaz. Atölye çalışmalarımızın ileri safhalarında önce bir romanı inceleyeceğiz, sonra söz konusu romandan yola çıkılarak çekilen bir filmi izleyip değerlendirmeyi düşünüyoruz. Böylece romandan sinemaya giden yolu izlemiş olacağız. Kitap olarak yayınlanan senaryolar olsa bile senaryo kitaplarının hedef kitlesi genellikle sinema eğitimi görenlerdir. Atölye çalışmamızda senaryolar ilgi alanımıza girmeyecektir.

Benzer şekilde tiyatro oyunlarının hedef kitlesi yönetmenleridir, oyunculardır ve tiyatro eğitimi gören öğrencilerdir. Oyunlar, senaryolar kadar olmasa bile teknik çalışma sayılıp belli kurallar dahilinde yazılıyor. Söz konusu edilecek oyun metni, bir romandan yola çıkılarak yazılıyorsa yaratıcı yazarlık faaliyeti içinde görmemek gerekir. Oyun metinlerinin çoğu kitap olarak basılıp dağıtılsa bile genellikle tiyatro öğrencileri, oyuncu adayları ve oyuncular hedeflenmektedir. Yaratıcı yazarlık yapmak isteyenlerin diyalogların nasıl kurulduğunu görmeleri açısından bir oyun metnini okuyup incelemeleri yerinde olacaktır. Bu atölye çalışmasında oyun yazarlığını da kapsam dışında tutuyoruz.

Bu atölye çalışmasının kapsamı dışında tutacağımız bir başka tür şiirdir. Son zamanlarda şiir konulu atölyeler yapılsa bile şiirin nasıl yazıldığını konuşmak bize pek anlamlı gelmemektedir. Belki atölye çalışmamızın ileri haftalarında bir şairi konuk edip nasıl şiir yazdığını anlatmasını isteyebiliriz.

Bu elemelerden sonra geriye roman ve öykü kalmaktadır. Birçok ünlü yazarın ilk ürünleri roman olsa bile yazılacak ilk kurmaca metnin öykü olması önerilmektedir. Çünkü henüz kendi tarzını oluşturmamış birisinin 200-300 sayfalık metni yazmaya kalkışması uzun bir süreci kapsayacak ve vazgeçme riskinin yükselmesine neden olabilecektir. Tabi kişi yazar olmayı kafasına koymuşsa yazmaya direk romanla başlayabilir. Orhan Pamuk’un kitap olarak yayınlanan ilk ürünü 600 sayfalık bir romandır. Tabi bilmiyoruz, belki Orhan Pamuk’un Cevdet Bey ve Oğulları romanından önce yazdığı başka metinleri vardır.

Madem kurmaca yazarlığa romanla başlamanızı istemiyoruz, geriye öykü kaldı. Zaten birçok yaratıcı yazarlık atölyesinde çalışmalar öykü üzerinden yapılmaktadır. Öyküler okunup değerlendirilmekte, katılımcılardan öykü yazmaları talep edilmektedir.

Atölyemizin adı yaratıcı yazarlık olsa bile yaratıcılık gerektirmeyen alanlara da el atacağız. Örneğin kendimizi bir gazete muhabirinin yerine koyup bir etkinliği izleyip haberini yazacağız, hep birlikte bir filmi izleyip film eleştirisi yapmaya çalışacağız.

12 Ekim 2019 Cumartesi

Atölye Çalışmalarının İşleyişi (*)


Bundan 2 yıl öncesine kadar herhangi bir yerde Yaratıcı Yazarlık Atölyesi denildiği zaman aklıma Uğur Mumcu Vakfı’nın Ankara’da açmış olduğu kurslar geliyordu. Bu kurslar başlangıçta Uğur Mumcu’nun misyonunu sürdürecek araştırmacı gazetecilerin yetiştirilmesi amaçlıydı. Sonradan araştırmacı gazetecilik kurslarına Yaratıcı Yazarlık kursları da dahil edildiğini biliyordum. Devamla, yazar Murat Gülsoy’un “Büyübozumu: Yaratıcı Yazarlık” adında bir kitabının olduğunu ve İstanbul’da birkaç yıldır yaratıcı yazarlık atölyeleri açtığını öğrenmiştim.


Bu kitabı merak etmekle birlikte hemen edinip okumamıştım. O günlerde kitapçıda Murat Gülsoy’un bu kitabı gözüme çarpsaydı hemen edinir en azından kitabın içeriği hakkında bilgi sahibi olacak kadar okurdum. Murat Beyin kitabından haberdar olduktan sonra dergi, gazete ve sitelerdeki yaratıcı yazarlık konulu haberler dikkatimi çekmeye başlamıştı. Derken 2012 yılı başında Tüyap’ın Adana’daki kitap fuarında Aydın Şimşek’in “Yaratıcı Yazarlık ve Deneysel Düşünme” adlı kitabını edinip hemen göz gezdirdim. Kitaptaki konular yabancısı olduğum konular değildi. Zira yıllar önce Emin Özdemir ve Adnan Binyazar’ın, Yaratıcı Yazarlık kitapları ile benzer konuları işledikleri kitaplarını okumuştum.

Çok geçmeden yaratıcı yazarlıkla ilgili mevcut kitapları toplamaya başladım. Kitapları toplayıp konu üzerinde düşünmeye başladıkça Adana’da yaratıcı yazarlık atölyesi açma fikri gelip gitmeye başladı. Tabi bu fikrimi uzun süre kimseye açmadım. Çünkü öncelikle yaratıcı yazarlık atölyesi açma fikrine alışmam, bu fikrin nazarımda anlık parlak bir fikir olup olmadığını görmem gerekiyordu. Derken Adana’da yaratıcı yazarlık atölyesi açma fikrim karara dönüşünce araştırmaları derinleştirip Ankara ve İstanbul’daki mevcut yaratıcı yazarlık atölyeleri hakkında bilgi toplamaya başladık.
İlk tespitimiz şuydu; yaratıcı yazarlık atölyelerinde daha çok öykü üzerinde durulmakta, çalışma saatlerinin büyük bir kısmında ünlü yazarların öyküleri okunup, üzerinde konuşulmaktadır. Bu değerlendirmemizi dergi ve internet sitelerine yansıyan bilgiler bağlamında yaptık.
Belki en güvenli yol Ankara ve İstanbul’da birkaç yıldır faaliyetteki atölyelerdeki çalışmaları örnek alıp öyle yola çıkmaktı. Ankara-İstanbul’daki atölyelerde yapılan çalışmalara eklemek istediklerimiz olduğu için oturup kendi programımızı hazırladık. Tabi bu program statik bir program olmayacaktı, araştırmalar sürecekti, eksiklikleri tespit edildikçe zaman yitirilmeden program revize edilecekti.
Diğer atölyelerde yapıldığı gibi bizim atölyedeki çalışmalarda hem ünlü yazarların hem de katılımcıların öyküleri okunup çözümlenmeye çalışılacak. Ek olarak nelerden söz edip neler üzerinde çalışacaksınız sorusuna maddeler halinde cevap vereceğiz:
- Sıklıkla yapılan yazım hatalarından, yanlış yazılan sözcüklerden söz edeceğiz. Atölye çalışmasını dilbilgisi dersine çevirmeden sıklıkla yapılan yanlışlardan söz edeceğiz.
- Çok sayıda usta yazarın, henüz yolun başında olanlar için kaleme aldıkları önerileri üzerinde konuşup katılımcıların ufkunun açılmasına destek olacağız. Her hafta ünlü bir yazarın yazarlıkla ilgili önerilerini tartışmaya açacağız.
- Atölye çalışmamız sırasında bir romandan yola çıkılarak çekilen bir kaç filmi izleyip üzerinde konuşacağız. Çünkü yazarlığı meslek edinmek isteyenlerin sinemadan öğrenecekleri çok şey vardır. Örneğin bir süre önce izlediğim Moonrise Kingdom filmi, izci bir oğlanın kamptan ve küçük bir kızın evden kaçması ile başlıyor. Kız ve oğlan kaçıp daha önce kararlaştırdıkları yere varıp birbirlerini gördüklerinde yönetmen hemen perdeye “1 yıl önce” yazıp izci oğlan ile yaşıtı genç kızın nasıl tanıştıklarını, kaçma planını nasıl yaptıklarını birkaç dakika boyunca anlatıyordu. Böylece anlatılmak istenen hikaye hem uzamamış oluyor hem de filmde anlatılmak istenenlere fazla katkısı olmayan ayrıntılara izleyiciler takılıp kalmıyordu.
- Diğer yaratıcı yazarlık atölyelerinden en önemli farkımız, atölye çalışmalarında kendimizi yaratıcı yazarlıkla sınırlamayacak olmamızdır. Örneğin söyleşilerin nasıl yapıldığının üzerinde duracağız, gazete haberlerinin nasıl yazıldığıyla ilgileneceğiz, magazin haberlerini mercek altına alacağız, spor basının dili üzerine konuşacağız, 
- Daha ilk günden her katılımcı için birer blog açıp katılımcıların atölye süresince birbirini okumalarını sağlayacağız. Başka bir deyişle birlikte çalışma ve tartışmayı haftanın bir gününde yapılan 3 saatlik atölye ile sınırlamayacağız.
Bu atölye çalışmalarının eğitim ve öğretim yanı olsa bile asıl üzerinde durmak istediğimiz katılımcıların yaratıcılığını ortaya çıkarmak, yazarlık damarına işlerlik kazandırmaktır. Düşünsenize, 3 ay boyunca 10 kişi sırf yazarlık becerilerini ortaya çıkarmak için toplanıyor, birlikte çalışıyor, yazdıklarını birbirine okuyor. Örneğin katılımcı bir arkadaş öykü veya makale yazdığında çoğaltıp bütün katılımcıların okuyup değerlendirmesini sağlayacağız. Böylece hem metni yazan arkadaşa, metni hakkında birden fazla görüş sunulmuş olacak hem de yazınsal metinleri değerlendirip üzerinde konuşma becerimizi geliştirmiş olacağız.
Ülkemizde “Yaratıcı Yazarlık” kavramı roman ve öykü yazmayla ilgili çalışmaların ortak adı olarak kabul görmektedir. 10 hafta boyunca 30 saatlik çalışmamız süresince bu kavrama bütünüyle bağlı kalmayıp zaman zaman yaratıcı yazarlık olarak görünmeyen yazı türleriyle de ilgileneceğiz.

* Bu metin 2013 yılında yazıldı.

Yaratıcı Yazarlık Atölyesinde Yazarlık Öğrenilir mi?


Yemek yapmaya yatkınsanız, bazı yemeklerin yanınızda yapılması öğrenmeniz için yeterli olabilir. Örneğin Antep ve Urfa’da yazın çok yenilen Patlıcan Kebabını öğrenmek son derece kolaydır.
Bir kez izleyip yapana yardım edildikten sonra yapılabilinen kolay yemekler olduğu gibi el alışkanlığı ve becerisi gerektiren görece zor yemekler de vardır.
Örneğin içli köfteyi bir kez izleyip ertesi gün herkesin beğeneceği estetik görünümde ve lezzette içli köfteler yapmak zordur. Nasıl yapıldığını bildiğiniz içli köfteyi 2. veya 3. denemede kabul edilebilir görüntü ve lezzette yapabilmeniz başarı sayılabilir.
Yazarlık, hele hele yaratıcı yazarlık, çırakların ustasından en az şey öğrendiği uğraşlardan birisidir. Bu nedenle bu soruyu en başında sorup cevaplar aramak gerekmektedir.
Bizce;
  • Yazarak ifade edilecek duygu ve düşünceleriniz varsa,
  • Yazarak anlatmaya seviyorsanız,
  • Yazarak anlatmayı yatkınsanız yaratıcı yazarlık için gerekli olan en önemli şartlara sahipsiniz demektir.
Bu 3 durumu örnekleyelim isterseniz; varsayalım ki en az birkaç ay süren yoğun bir aşk yaşadınız. Bu aşk sizi hem bulutların üzerinde yüzmenize neden oldu hem de intiharı düşündürecek derece sizi üzdü. Dışa dönük biriyseniz bu aşkı ve aşık olduğunuz kişiyle yaşadıklarınızı rastladığınız her tanıdığa anlatırsınız. Bu aşkla ilgili olarak yaşadıklarınızı tanıdıklara anlatmayı tercih etmeyip kendinize saklıyorsanız, muhtemelen bu aşkı yazma ihtiyacını duyarsınız.
Kendinize sakladığınız için sizi rahatsız eden duygu ve düşüncelerin varlığı bunları iyi bir şekilde yazıya dökmek için yeterli şart değildir. Bir de yazarak anlatmayı sevmeniz gerekir. Çünkü yazarak anlatmak disiplin gerektirir, uygun kelimeleri bulup dilin kurallarına göre cümle kurmak gerekecektir.
Bu nedenledir ki yazmayı sevmeyen bazı ünlü kişiler biyografilerini başkalarına yazdırırlar. Kendileri anlatır yazma becerisi olan bir başkası anlattıklarını kaleme alır.
Yazarak anlatılmaya uygun duygu ve düşünceleriz var, yazarak anlatmayı seviyorsunuz, yani saatlerce masada oturup aynı konuyla uğraşacak kadar sabırlısınız.
Acaba yazarak anlatmaya yatkın mısınız, dilinize hakim misiniz? Bir pazarcı kısıtlı sayıda kelime ile mesleğini icra edebilirken, bir öğretmen veya turizm rehberinin kelime hazinesinin zengin olması şarttır. Konu yaratıcı yazarlık olduğunda ise şartlar iyice değişir. Okuma alışkanlığınız yoksa, daha önce usta yazarların elinden çıkma üç beş romanı bile okumadıysanız yazarlığa hazır olduğunuz söylenemez.
Bizce Yaratıcı Yazarlık Atölyelerinin işlevi tam bu sırada devreye girer: Yazacak duygu ve düşünceleriniz, anlatacak hikayeleriniz var ve yazarak anlatmayı seviyorsunuz. Yani yazabilmek için gereken donanıma sahipsiniz. Başka bir deyişle helva yapmak için gereken her şey var.
Tam bu noktada bir süre önce bir arkadaşımla kurduğum bir diyalogdan söz edeceğim. Okumayla arası oldukça iyi olan ve konuşurken cümleleri gayet düzgün arkadaşım bir sayfalık deneme yazısı kaleme almıştı. Bu deneme olmuş mu diye bakmam için bana vermişti.

Denemesine göz gezdirdikten sonra şöyle bir değerlendirme yapmıştım:  Hiç olmamış. Çok sayıda kişi tam da bu durumda. Sanat değeri olan kaliteli filmleri seyrediyorlar, tiyatroya gidiyorlar, gazete okuyorlar, şiirle araları fena değil. Bütün bunlara rağmen yazarken dökülüyorlar.

Bir diğer grup ise bizce şu tarife uyuyor: Okuma alışkanlıkları olmasına rağmen ya yazmaya cesaret edemiyor ya da yazdıklarını beğenmeyip gün ışığına çıkarmıyorlar.
Özetlersek;
  • *İster yaratıcı yazarlık ister teknik konularda yazarlık olsun, yazar adayının okumayı sevmesi şarttır. Okumaktan hoşlanmayanların yazarken zorlanacakları kesin gibidir. Tabii ki okumayla arası iyi olmamasına rağmen beğenilen roman, öykü ve şiir yazanlar yok değildir.
  • Atölye çalışmalarımız dahilinde, katılımcıların yazdıklarından başka usta yazarların kaleminden çıkan birkaç öyküyü okuyup üzerinde konuşulacağı için okuma isteğinin canlanmasına katkı verilmiş olunacaktır.
  • Atölye ortamında ortak konumuz ve ilgi alanımız yaratıcı yazarlık olduğundan ister istemez okuma ve yazma isteği canlanacaktır.
  • Henüz yolun başında olanların en büyük sıkıntısı, yazdıklarının nasıl olduğu konusunda objektif bir gözle değerlendirecek birisini bulmaktır. Atölye, tabiatıyla objektif değerlendirme en uygun ortamdır.

De, Da Bağlacı (*)


Türkçede biri bağlaç diğeri hal eki olan iki çeşit “de” vardır. Bu nedenle sıklıkla yanlış kullanılmaktadır. “de”yi cümleden çıkardığımızda cümlenin yapısı bozuluyorsa bu “de” ektir, bitişik yazılır; bozulmuyorsa bağlaçtır ayrı yazılır. Örneğin aşağıda verilen cümlede “da” ekini çıkarırsanız cümlede söylenmek istenen yine anlaşılacağı için bu cümledeki “da” bir bağlaçtır.

Sorsan da söylemem asla.
“de” bağlacı her zaman kendinden önceki kelimeden ayrı yazılır. “te, ta” şeklinde kullanılmaz. “ya” ile birlikte kullanıldığında da ayrı yazılır: “ya da”.
de” bağlacı kelimenin son hecesine kalınlık-incelik bakımından uyar. Bu bağlaç “dahi, bile, üstelik, hatta” bağlaçlarıyla genellikle benzer işleve sahiptir.

Bu soruyu Ali de bildi. -> dahi, bile
Artık gönlümü alsa da önemi yok. ->dahi, bile 

De bağlacı dahi ve bile’den başka; cümleleri, aynı görevdeki kelimeleri ve sözleri birbirine bağlar ve değişik anlamlar katar:

Sorsan da söylemem asla.
Erzakı hazırla da pikniğe gidelim.

Bu cümleler “da” ile bağlanmıştır. Burada pikniğe gitmek için erzak hazırlama şartı vardır.
Biraz müsaade etsen de işime baksam.
Büyüyecek de bana bakacak.
Sen sınavı kazanacaksın da ben göreceğim.
Sanki bu işten anlıyorsun da konuşuyorsun.
Büyüyecek de adam olacak da bize bakacak.
Çalışıp da kazanacaksın.
Dün bizi bekletti de gelmedi.
Okula kadar geldin de bir selam vermedin.
İzmir’e kadar geldin de yanıma uğramadın.
Çalışayım da gör neler yapacağımı.
Düzenli çalıştı da başarılı oldu.
Kardeşin de mi bizimle gelecek?
Çocuk, kalemi vermem de vermem, diyor.
Ailesiyle kavga etti de evi terk etti.
Koşsan da yetişemezsin.

De da ekleri tekrarlanan kelimelerin arasına girerek anlamı güçlendirir:
Ev de ev olsa bari.
Çalış da çalış...
Adamın okuduğu şiir de şiirdi hani.
Otele kaydını yaptı da yerleşmedi.
Bize gelmiş de fazla kalmamış.
O filmi ben de seyrettim.

de da “ama” bağlacının yerine kullanılabilir; cümleleri ve öğeleri birbirine bağlayabilir.
Hızlı hızlı koştu da yetişemedi.

Edattan ve zarftan sonra gelerek anlamı pekiştirebilir:
Hava kadar da sıcak değil.
Böyle konuşmanız hiç de iyi olmadı.

“de” bağlacı cümlelere değişik anlamlar katabilmektedir.
Yaz da yaz, biteceği yok. -> usanma
Bizimki okuyacak da, adam olacak.-> küçümseme
Çenesi açıldı mı, konuşur da konuşur. -> devamlılık
“Balon da balon!” diye tutturdu. -> inat
Başarı, çalışılıp da kazanılır. -> şart
Yerinden kalk ta göreyim. –> korkutma
Adam ol da öyle konuş! -> azarlama
Şu şiiri okuyayım da bir görün! -> övünme
Önüne bakmadın da çiğnedin. -> sebep-sonuç
Ne iyi etmişim de, seninle tanışmışım! -> memnunluk
Araba da arabaymış ha! -> aşırı beğenme 

Yukarıda hakkında konuşulan De, Da bağlaçtı. De ayrıca ek olarak kullanıldığı için karıştırılmakta, sıklıkla yanlış kullanılmaktadır. Aşağıda verilen cümledeki “de” bulunma ekidir. De durum eki ünsüz uyumundan etkilendiği için da, ta ve te ekleri de vardır.
Bugün Adana’da hava çok sıcak. (yer eki)
Yarın öğlen sinemada görüşelim.
Yer şey yerli yerinde mi? (fiil)
Atölyemizin en gözde katılımcısı Seher’dir. (yapım eki)

Diğer Bağlaçlar 
Ogün okula gelemedim çünkü çok hastaydım.
Bu maçı kazanacağız hatta şampiyon olacağız.
Bu mağazada elbiseler çok güzel üstelik çok ucuz.
Sanki dağları sen yarattın.
Meğer bütün evi o dağıtmış.
Eğer kardeşine uğrarsan selamımı söyle.
Çok geç kaldılar; yoksa kaza yaptılar.
Ders çalışmıyor; üstelik yaramazlık yapıyor.
Önce bunlardan yani çok iyi bildiğiniz sorulardan başlayın.
Bizde yahut sizde çalışabiliriz.
İster yazarsın ister yazmazsın.

* Yazı içinde kullanılan önek cümleler bize ait olmayıp anonimdir.

8 Ekim 2019 Salı

Virgül Nerde Kullanılır, Nerede Kullanılmaz


Noktadan sonra en çok kullanılan noktalama işareti virgül olduğu için herkesin nasıl kullanıldığı konusunda bilgisi vardır. Buna rağmen edebi olsun olmasın her metinde sıklıkla gereksiz veya yanlış yere kullanılan bir noktalama işaretidir virgül. Gereksiz yere virgül kullanımı okuma hızının düşmesine ve okuma konforunun azalmasına neden olmaktadır. Burada virgülün birkaç özel kullanımından söz edeceğiz.

Yazmak istediğiniz cümle birden fazla alt cümleden meydana geliyorsa bu alt cümleleri birbirinden ayırmak için virgülden yararlanmalısınız. Örneğin aşağıda verilen cümle 2 cümlecikten meydana gelmektedir.
Bir varmış, bir yokmuş.
Bu iki cümlenin nerede başlayıp nerede bittiği ilk bakışta bile belli olduğu için virgül kullanılmazsa anlaşılma sorunu yaşanmaz. Ancak aşağıda verilen uzun cümledeki 2. cümleciğin nerede başladığı ilk bakışta belli olmadığı için virgülle işaret etmek gerekir.

“Fakat yol otomobillere yasak olduğundan o da herkes gibi tramvaya biner, kimse kendisine dikkat etmez.” (Falih Rıfkı Atay)

Özellikle kurmaca metinlerde karakterin birisinin söylediği söz bazen tırnak içine alınır. Bazı yazarlar ise aktarılan metnin bittiği yeri virgülle işaret ediyorlar.

- Bugünlerde başımı kaşımaya vakit bulamıyorum, dedi. (Reşat Nuri Güntekin)

Virgülün kullanıldığı bir başka yer hitap için kullanılan kelimelerden sonradır:
Efendiler, bilirsiniz ki hayat demek, mücadele, müsademe demektir. (Mustafa Kemal Atatürk)

Sayın Başkan,
Sevgili Kardeşim,
Değerli Arkadaşım,

Benzer şekilde konuşma çizgisinden önce de virgül konulmaktadır:

Bahçe kapısını açtı. Sermet Bey'e,
Bu anahtar köşkü de açar, dedi. (Ömer Seyfettin)

Bazen cümle içinde ara sözlere veya ara cümlelere yer verilir. Bu cümle ve/veya sözleri ayırmak için virgülden yararlanılır.

Şimdi, efendiler, müsaade buyurursanız, size bir sual sorayım. (Mustafa Kemal Atatürk)

Hayır, yok, evet, peki, tamam, olur, hayhay, başüstüne, öyle, haydi, elbette gibi kelimelerden sonra virgüle yer verilir:

Hayhay, memnun oluruz.
Haydi, geç kalıyoruz.
Evet, kırk seneden beri Türkçe merhale merhale Türkleşiyor. (Yahya Kemal Beyatlı)

Biyografik künyelerde yazar, eser, basımevi gibi maddelerden sonra virgül konulur:

Falih Rıfkı Atay, Tuna Kıyıları, Remzi Kitabevi, İstanbul, 1938.

Yazarın soyadı önce yazılmışsa soyadından sonra da virgül konulur:

Ergin, Muharrem, Dede Korkut Kitabı, Ankara, 1958.

Virgül Kullanılması Önerilmeyen Durumlar

Metin içinde ve, veya, yahut , ya da bağlaçlarından önce de sonra da virgül kullanılmaz:

Ben Atatürk'le iki veya üç defa karşılaştım. (Burhan Felek)

Cümle içinde tekrarlı bağlaçlardan önce ve sonra virgül kullanılmaz:

Hem gider hem ağlar.

Ya bu deveyi gütmeli ya bu diyardan gitmeli.

Cümlede pekiştirme ve bağlama görevinde kullanılan da/de bağlacından sonra virgüle yer verilmez:

İmlamız, lisanımız düzelince lisanımız da kafamız düzelince düzele­cek, çünkü o da ancak onlar kadar bozuktur, fazla değil! (Yahya Kemal Beyatlı)

Metin içinde -ınca /-ince anlamında zarf-fiil görevinde kulla­nılan mı/mi ekinden sonra virgül kullanılmaz:

Ben aç yattım mı kötü kötü rüyalar görürüm nedense. (Orhan Kemal)

Öyle zekiler vardır, konuştular mı ağızlarından bal akıyor sanırsın. (Attila İlhan)

Şart ekinden sonra virgül kullanılmaz:

Tenha köşelerde ağız ağıza konuşurken yanlarına biri gelecek olursa hemen susuyorlardı. (Reşat Nuri Güntekin)

Metin içinde zarf-fiil ekleriyle oluşturulmuş kelimelerden sonra virgül kullanılmaz:

Meydanlığa varmadan bir iki defa İsmail kendisini gördü mü diye kahveye baktı. (Necati Cumalı)

Ancak yemekte bir karara varıp arkadaşına dikkatli dikkatli bakarak konuştu. (Samim Kocagöz)

6 Ekim 2019 Pazar

Ayrı ve Bitişik Yazılan Sözcükler


Hangi kelimelerin bitişik hangilerinin ayrı yazılması gerektiği konusunda sıklıkla hata yapılmaktadır. Genel kural şudur: Söz konusu iki sözcük birlikte kullanıldığında kendi anlamlarını koruyorlarsa ayrı yazılırlar. Örneğin “beyaz” ve “peynir” sözcükleri ayrı yazılırlar. Çünkü bu iki sözcük birlikte kullanıldığında kendi anlamlarını korumaktadırlar. Bu kurala rağmen bitişik yazılan bazı sözcükler vardır. Bunların bir kısmı aşağıda listelendi.
Ağabey
Aşçıbaşı
Aşevi
Başçavuş
Başhekim
Başkent
Başkomutan
Başköşe
Başöğretmen
Başparmak
Başpehlivan
Başrol
Başsavcı
Beyefendi
Biraz
Birçok
Birkaç
Birtakım
Çapanoğlu
Çayhane
Dışişleri
Eczane
Elebaşı
Elkızı
Eloğlu
Genelkurmay
Hacıağa
Hanımefendi
Hastane
Herhangi
Hiçbir
Hiçbiri
Hinoğluhin
Huzurevi
İçişleri
Kahvehane
Konukevi
Onbaşı
Orduevi
Öğretmenevi
Pastane
Paşababa
Polisevi
Postane
Ustabaşı
Velhasıl
Yayınevi
Yazıhane
Yükseköğretim
Yüzbaşı

Birlikte kullanılan sözcükler kendi anlamlarını koruyamıyorlarsa bitişik yazılırlar. Örneğin “kuş” ve “burnu” sözcükleri bitişik yazılırlar. Çünkü kuşburnu bir bitkidir ve “kuş” sözcüğü birlikte kullanım sırasında anlamını kaybetmiştir.
Birlikte kullanılan iki sözcük söylenirken ses düşmesi oluyorsa mutlaka bitişik yazılırlar. Örneğin Cuma ve Ertesi kelimeleri birlikte söylenirken “e” sesi düştüğü için Cumartesi olarak yazılır. Benzer şekilde “kayın ana“ kelimeleri birleştirilirken “ı” sesi düşer ve “kaynana” olur.
Bazı kelimeler birleştirilirken hem ses düşmesi olmakta hem de ses türemesine uğramaktadır. Örneğin, kayıp ve olmak kelimeleri cümle içinde yan yana geldiklerinde “kaybolmak” olarak bitişik yazılırlar. Benzer şekilde emir etmek kelimeleri “emretmek” olarak yazılır.
Birleşik yazılması gerekirken çok sayıda kelime ayrı yazılmakta, ayrı yazılması gerekirken yine çok sayıda kelime birleşik yazılmaktadır. Yine de burada bitişik yazılan birkaç kelime adı vermekte fayda vardır:

Akşamüstü
Alabildiğine
Alaşağı
Albeni
Alıvermek
Alinazik
Akşamüzeri
Ayakaltı
Ayaküstü
Ayşekadın
Bilinçaltı
Camgöbeği(renk)
Cankurtaran
Çalçene
Çıtkırıldım
Çokbilmiş
Dalbastı
Dalgakıran
Danaburnu
Dedikodu
Değerbilmez
Dönbaba
Düşmeyegör
Düşünebilmek
Filizkıran
Gelberi
Gerçeküstü
Gidedurmak
Gökdelen
Gözaltı
Gülüvermek
Güngörmüş
Kadınbudu
Kadirbilmez
Kargaburnu
Kavuniçi
Kuşkonmaz
Külbastı
Külyutmaz
Mirasyedi
Okuryazar
Oldubitti
Oyunbozan
Öğleüzeri
Örtbas
Rastgele
Sıkboğaz
Suçüstü
Şıpsevdi
Uçaksavar
Uyurgezer
Uyuyakalmak
Varyemez
Yanardöner
Yapabilmek
Yapboz
Yazadurmak
Yolgeçen
Yurtsever
Yüzergezer
Zıpçıktı

5 Ekim 2019 Cumartesi

Doris Lessing'den Öneriler



"Yazmalısınız, her şeyden önce, kendinizi memnun etmek için. Başkaları zerre kadar umrunuzda olmamalı. Fakat yazmak bir yaşam biçimi değildir çünkü yazmanın önemli bir bölümü yaşamaktır. Öyle bir yaşamalısınız ki bundan yazı doğmalı."

"Bence yazarın görevi, okura soru sordurmaktır. Birinin benim kitabımı okurken, duşun edebi karşılığına maruz kaldığını, düşünmek hoşuma gidiyor. Bu şey ne bilmiyorum ama onları farklı düşünmeye sevk edecek bir şey... Bence yazarlar bunun içindir."

"Okumanın tek bir yolu var. O da kütüphanelerden ya da kitapçılardan beğendiğiniz kitapları seçmek ve yalnızca onları okumak. Sıkıldığınız anda bırakmak, aksayan bölümleri atlamak. Asla ama asla okumaya mecbur olduğunuzu için ya da o sırada trend veya akım haline geldiği için bir şeyler okumamak. Unutmayın ki 20 ya da 30 yaşında sizi sıkan bir kitap, 40 ya da 50 yaşında size bir kapı açabilir. Veya tam tersi. Zamanı gelmemiş bir kitabı sakın okumayın."

"Yapmanız gereken her ne ise, onu hemen şimdi yapın. Zira koşullar hiçbir zaman uygun olmayacak."

Çocuk yetiştirdiğim sırada, kendime taşkınlar halinde yazmayı öğrettim. Bir haftasonum veya bir haftam varken, inanılmaz miktarda işler yaptım. Fakat şimdi bu alışkanlıklar kökleşti. Halbuki akışkan olabilsem daha iyi yazardım. Bir şeye başlarsın. Başta her şey biraz pürüzlüdür, aksaktır ama taşların yerine oturduğu o anda mana belirir. O andan sonra akıcı oluverirsiniz. İşte, o zaman iyi yazdığıma kanaat getiririm. Her bir ifadenin üzerinde ter dökerken, iyi yazamam."

İnsanlar Bizi Neden Okusunlar?


Bir makale yazdığınızı ve bu makalenin bir blogda yayınlandığını düşünelim. Ayrıca makalenin başlığının içeriğine uygun olduğunu ve yazının içeriğine uygun etiketler tanımladığınızı varsayalım. Bu şartlarda google veya facebook’taki paylaşımlardan dolayı birileri yazınızın olduğu web sayfasını ziyaret edecektir. Yani karşınızda yazınızla ilgilenen birisi var. Benzer şekilde yazınız bir dergi veya yerel bir gazete yayınlanmış olabilir. Yazınız yerel gazete veya dergide yayınlandıysa, okur derginin sayfalarını tek tek incelerken yazınızın olduğu sayfaya da gelecektir.

Yazınız kısa bir haber veya bilindik bir konuyla ilgiliyse, okur önce şöyle göz gezdirecektir. Konu kendisini sardıysa okuyacaktır. Burada asıl üzerinde durmak istediğimiz, yazınızı okumaya başlayan kişinin okumayı sürdürmesini sağlama konusunda kafa yormaktır. Hepimizin başına gelmiştir; bir gazete, dergi veya internet sitesinde bir yazıya rastlarız. Bir de bakmışızdır ki yazının sonuna kadar okumuşuz.

Yazıların kolay okunması söz konusu olduğunda bizce en önemli ayrıntı aynı cümle içinde birden fazla şeyden söz etmemek, aynı cümle içinde çok şey anlatmaya çalışmamaktır. Gazetelerde günlük yazı yazanlar bu konuda oldukça başarılıdır. Bu nedenle yazınızı tamamladıktan sonra gözden geçirip aynı cümle içinde çok şey anlatılmaya çalışılıp çalışılmadığını kontrol edip, gerekirse değişiklik yapmalısınız.
Kim ne derse desin, kolay okunan yazıları herkes sever. Okurunuzu yoruyorsanız, anlaşılmadığı için aynı cümleyi tekrar okutmak zorunda bırakıyorsanız yazınızı sonuna kadar okuyanların oranı düşecektir.