24 Aralık 2012 Pazartesi

Çok Satan Kitaplar İçin Formüller


Tahmin edileceği üzere çok satan kitaplar genellikle romandır. Çünkü romanlar herkese hitap edebilmektedir. Yapılan araştırmalar göstermiş ki yazılan bir romanın çok satabilmesi için öncellikle çok fazla veya az sayfaya sahip olmaması gerekiyor. Çoksatarlık için en ideal sayfa sayısı 300-350 arası bir değermiş. Sayfa sayısı arttıkça kitabın tamamını okuyan okur sayısında azalma meydana geliyormuş.

Çoksatarlık için diğer önemli bir nokta kitabın bölümlenmesidir. İnsanlar bir kitabı saatler boyunca kesintisiz okuyamadıklarına göre bölümleme konusunun üzerinde özenle durulmalıdır. Bizce kitabın her bölümü ortalama 15, en fazla 20 dakikada okunabilinecek uzunlukta olmalıdır. Yapılan araştırmalara göre normal bir hızla okuma yapıldığında saatte 40 sayfa okunabilmektedir. Kitabın boyutlarına, kullanılan punto ve fonta bakıp bölümleme ona göre yapılmalıdır. Çünkü en sağlıklısı okurun elindeki bölümü bitirip okumaya öyle ara vermesidir.
 
Herkes tarafından bilinen bir gerçek daha var: Kitapları okuyanlar cinsiyetlerine göre ayrıldığında kadınlar erkeklere fark atıyorlar. Madem okurların çoğu kadın, romanda bir kadın kahramanın olması çok satırlık için şarttır. Diğer yandan kadınların edindikleri romanı sonuna kadar okuma oranı erkeklere göre yüksektir. Kadın okurlar için en popüler temanın aşk olduğu bilindiğine göre, çoksatarlık için romanda aşk’a mutlaka yer verilmelidir.




11 Aralık 2012 Salı

Giriş Cümlesi


Bir süre önce kitapçıya gitmiş, ilgimi çeken kitapları inceliyordum. Raflardan 2 kitap indirmiştim. Birisi, yıllar önce edinip sonra kaybettiğim bir kitap olduğu için incelemeye gerek duymadan edinmek üzere ayırmıştım. Diğer kitaba şöyle bir bakıp incelemek üzere iken, kitapçıya bir süredir görmediğim bir arkadaş geldi. Arkadaşla konuşmaya başlayınca sözünü ettiğim kitaplardan ikincisini incelemeden, yazarın birkaç cümlesini okumadan satın alıp kitapçıdan çıktık.

Sonra sohbet etmek üzere bir yere oturunca satın aldığım kitaplardan ikincisini çıkarıp yazarın sunuş yazısına baktım. Hem kitabın sunuş yazısının ilk paragrafında söylenenler bana ters gelmişti hem de 4-5 cümlenin olduğu bu ilk paragraftaki cümlelerden birisi bozuktu. Arkadaşa dedim ki, “tam o sırada kitapçıya gelmeseydin bu kitabı 3-5 dakika inceler ve satın almaktan vazgeçerdim”. Demek istediğim şudur: Söz konusu metin ister kurmaca olsun ister olmasın ilk cümle, ilk paragraf önemlidir.

Bir yazının veya öykünün en önemli cümlesi giriş ve bir sonraki cümledir. Giriş cümlesinin merak uyandırması gerekir. Tabi yazının başlığını da önemsemek gerek. Başlık, yazının içeriği hakkında okura net bilgi vermelidir. Başkasının gözüyle okunup değerlendirilmeye çalışılan yazıda kelime tekrarlarına, benzer şeyin söylendiği birden fazla cümlenin olup olmadığına, yazının sonunda konu toparlanıyor mu, anlatılmak istenen veya verilmek istenenin başarılı bir şekilde verilip verilmediğine bakmak gerekir.

Şimdi size iki öykü kitabından birkaç başlangıç cümlesi vereceğim. Aşağıda verilen 2 kısa cümle Nazlı Eray’ın "Kız Öpme Kuyruğu" kitabındaki Laz Bakkal öyküsünün ilk iki cümlesidir.

“Tutkulu insanım.
Kendimi bildim bileli böyleyim.”

Bu 2 cümle ile yazarımız okuru meraklandırıp öyküye devam etmesini garanti ediyor gibi. Öykünün temposu sonradan hiç düşmediği ve yazar merak öğesini sürekli canlı tuttuğu için öykü sonuna kadar sıkılmadan okunuyor. Yıllar önce Yazko Edebiyat dergisinin bir sayısını karıştırmak üzere elime almıştım. Dergide Nazlı Eray’ın Laz Bakkal öyküsünün varlığından habersizdim. Meraktan öykünün birkaç cümlesini okuyunca bırakamadım, sonuna kadar okumuştum.

Aşağıda verilen 3 kısa cümle, Erdal Öz’ün Sular Ne Güzelse adlı kitabındaki "Bir Uçurtma Gibi" öyküsünün ilk üç cümlesidir. Yazar bu üç kısa cümlesi ile sizi öykünün atmosferine almayı başarıyor.

“Bu Akdeniz kasabasına yeni gelmiştik. Tanıdığım kimse yoktu. Her caddenin, her sokağın, her evin, herkesin yabancısıydım; denizin bile.”

Elbette usta bir yazarın bir öyküsünü okumak üzere kitabını eline alan birisi seçtiği öykünün ilk cümlesi kendisini sarmadığında hemen okumayı bırakmaz. Söz konusu okuma görev gereği değilse, yazar usta da olsa okunan her cümle okuru sarmıyorsa öyküyü veya romanı okumayı bırakabilir.

Bu nedenle hangi konuda veya hangi türde yazarsanız yazın metnin ilk cümlesinin ikinci cümleye köprü olduğunu, ilk cümle beğenilmediyse ikinci cümlenin okunma ihtimalinin azalacağını unutmamak gerek. Sabahattin Ali, “Ben bir öyküyü yazmaya başlamadan önce başlangıç cümlesini bir hafta düşürüm” demiş.

Giriş cümlesinin öneminin farkına varmak için ilk fırsatta kitaplığınızdaki öykü kitaplarındaki öyküleri ve deneme kitaplarındaki denemelerin ilk birkaç cümlesini dikkatlice okumalısınız. Yalnızca ilk cümlenin değil, öyküye eklediğiniz her cümlenin öyküdeki bir sonraki cümlenin okunmasına teşvik edici olması gerekir. Diğer yandan konu öykü olduğunda son cümlenin de önemi büyüktür. Son cümlenin ilk cümleyle bağlantılı olmasını öneren yazarlar var.

1 Aralık 2012 Cumartesi

John Reed ve Louise Bryant


John Reed, 22 Ekim 1887'de Oregon eyaletine bağlı Portland'da dünyaya geldi. Ailesinin maddi durumu iyi olduğu için iyi okullarda öğrenim gördü. Üniversite öğrenimi için Harvard'a gitti. Mezun olduktan sonra İngiltere, Fransa ve İspanya’yı gezdi. Amerika'ya geri döndükten sonra gazeteciliğe başladı.
Bir yandan da şiirler yazıyor ve bunları çeşitli dergilerde yayınlıyordu. 1913'te New Jersey'de ipek işçilerinin grevini izlediği günlerde bir süre tutuklu kaldı.
1914 yılında çalıştığı gazetenin görevlisi olarak gittiği Meksika'da gelişen siyasi olayları izlerken Pancho Villa ile tanışıp dost olur. Bir süre sonra Meksika’da görüp yaşadıklarını "Başkaldıran Meksika" adlı  kitabında anlatır. İzlenimleri, Meksika devrimini ve Pancho Villa rüzgârını dünyaya tanıtır, sinema filmi olarak çekilir.

I. Dünya Savaşı'nı izlemek için gönderildiği Avrupa'da Sırbistan, Bulgaristan ve Romanya'yı gezer, savaş karşıtı dünya görüşü nedeniyle çok üstüne düşmeden, yaşadığı ve gördüğü olayları kitaplaştırır.

1917 Devrimi sürecinde Rusya'ya giderek Bolşevikleri destekler. Rusya'nın Sovyetler Birliği'ne dönüşmesi sırasındaki izlenimlerini "Dünyayı Sarsan On Gün" adlı kitabında anlatır.
1918 yılında Sovyet Hükümeti'nden başkonsolosluk görevi alarak ABD‘ye dönmesine karşın, Amerikan yönetimi bu görevi tanımaz. Amerikan Sosyalist Partisi'ne üye olur. Partinin yayın organı sayılabilecek Voice of Labor (Emeğin Sesi) dergisinde yayımlanan yazıları nedeniyle hakkında soruşturma açılınca, sahte pasaportla Sovyetler Birliğine dönen John Reed, III. Enternasyonal'in Yürütme Kuruluna seçilir.
Bakü'de katıldığı bir toplantıda yediği yiyecekler nedeniyle tifüse yakalanan Reed, Moskova'ya döndüğünde 19 Ekim 1920'de yaşamını yitirir.
        Louise Bryant; 1885 yılında doğmuş.
        Öğrenciliği sırasında radikal görüşleri varmış. Portland'lı bir dişçiyle evlenmiş. Filmin hemen başındaki bir sekans, Louise Bryant’ın radikal tutumlarını şaret ediyor.
        John Reed 1. dünya savaşını cephede izlemiş bir gazeteciydi ve bir süreliğine Portland'daki ailesinin yanına dönmüştü. Bryant, yazarlık kariyeri yapmaya çalıştığı dönemde bir toplantıda John Reed ile tanışır. Daha ilk görüşmelerinde birbirlerinin seline kapılırlar.
        Louise, John Reed'in peşinden New York'a gider. John Reed sosyalist görüşe sahip iken Bryant'ın politik tavrı çok belirgin değilmiş. İkisi New York’ta serbest bir ilişki yaşarlar. Louise, bu dönemde, ünlü oyun yazarı Eogene O'neill ile bir ilişki yaşar.
        John Reed, Ekim devrimin bir kahramanı olarak ölüp Kremlin'e gömüldükten sonra Louise Moskovadan Amerika'ya döner
      1924'te ABD’nin ünlü diplomatlarından William Christian Bullitt ile evlenir; bir kızları olur.
       Diplomat eşi ile Paris'te yaşadıkları sırada bir İngiliz heykeltraş kadın ile birlikte olmaya başlar.
       1930'da boşanırlar, kızı babasına verilir. Lousia boşanmadan sonra psikolojik sorunlar yaşamaya başlar, ilaçlar ve içki çöküşünü hızlandırır.
       Arada bir Amerika'ya dönüp, John Reed ile birlikte yaşadıkları evi sık sık ziyaret eder.
      1936 yılında henüz 51 yaşında iken ölür.