Turgay Fişekçi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Turgay Fişekçi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Eylül 2010 Perşembe

30 Yıl Sonra Yazko Edebiyat. 3. Sayıdan Bazı Şiirler



ÇAPA - Necati Cumalı

Omuzunda çapa ardında keçisi
Kör karanlığında sabahın
Düşerdi kır yollarına
Dönerdi akşamları damına
Sırtında bir yük yeşil otla

Kaç beyin zeytinlerinin
Yıllarca o açtı diplerini
Kaç bağın kirizması
Evin temeli kasabamıza
Onun çapasından kalma

Karısı, bir iki komşusu kendi gibi
Toplanmışlar şimdi avluda
Ölüsünü öğleye kaldıracaklar
Keçisi suskun anlamış gittiğini
Çapası geride dayalı duvara

KİRİZMACILAR - Necati Cumalı

Kirizmacılar öğleyin
Zeytinin gölgesinde
Sofra kurdu
Peynir ekmek
Zeytin yediler
Biri cigara tuttu
Kavlı bir çakmak
Gölgede soğumuş
Bir testi su
Dolaştı elden ele


Bir ay her gün
iri elleri altında
Eridi dize kadar
Çapalarıyla
Ölülerinin yattığı toprak


Her öğle üstü
Bir cigara içene kadar
Sırtlarını ağaca verir
Dinlenirlerdi
Baktıkları yerde
Gülerdi
Bir haber gibi
Cennetlerinden
Bahçeler bağlar

iNSANLAR iÇiN NOTLAR - TALiP APAYDIN


TREN

Ne çok tünellerden geçiyor trenimiz
Boğucu duman zifiri karanlık içerisi
Çocuklar korkuyor, kadınlar ağlıyor
Aramızdan ansızın kayboluyor birisi
Cırlak sesler homurtular kulaklarımızda
Birer karabasan günlerimiz

iLHAN içiN

Hiç bu kadar kararmadı gökyüzü
Hiç bu kadar kirlenmedi sular
İnsan insana bu kadar uzak değildi
Böyle kaçırmazdık birbirimizden gözümüzü
Küçük bir kız şimdi babasını sorar
Hadi yanıtlayın kızartıp yüzünüzü

AYLAK

Yüreği yoksul beyni kurak
Ne olabilir böyle bir adamın işi
Hendek açmak tuzak, kurmak
Başkaları gelip düşsün diye
Yer açılsın diye kendisine
Sonra kabarıp durmak

İKİMİZ

Benim için önemli olan
Senin için önemli değilse
Burdan kopuyor ipler işte
Başka yerlere bakıyoruz
Başka şeyler görüyoruz
Sen yokuşta ben inişte

EYLÜLÜN SESiYLE - EDİP CANSEVER

Baylar!
Bin dokuz yüz seksen birdeyiz
Karşınızda eylülün sesi
Ağustos çekildi, eylülün sesi
Birazdan konuşacak
«Bu dünyada yaşamak cansıkıcı bir şeydir baylar.»

Tepelerde bulamaçların kahverengi eridiği
Eriyip sarı sarı aktığı bir mevsim
Bir saat gibi işlerken avucumdaki güz çiçeği
Yosunların kapılara usulca
Tırmanıp yerleştiği
Yani eylülün sesi, buysa çok iyi baylar.

Yaz geçti, sözgelimi midyelerden yorulduk
Eni boyu belirsiz bir ıslaklıktan.
Upuzun gündüzlerden, sevimsiz otellerden
Eylül ki, sorabilir mi
Hüzünler iç kamaştırıyor. aşklarsa niye yoksul
Bir asfaltın kuru sıcak soğuğundayız
Oysa bir deniz feneri mevsimsiz ölür bcvlcr.

Dahası
Bu düğmesiz giysileri şöylece giymek
Bir boşluğu giyinmek mi olur
Olsun
işte karşınızda ekimin sesi
Kasımın sesi sonra
Yağmurun eşliğinde - çocuğunu emziriyor yaz -
Bundan böyle günlerimiz nasıl geçecek baylar.

Her şey o kadar dokunaklı ki
Eylülsem, istemeden kırılıyorsam bazan
Dağınık, renksiz bir mozayık gibiysem
Üstelik yalnızsam bir de - telefonda kuş sesleri -
Aynalardan duvarlara bir üzünç akıntısı
Bu dünyada çekingen olmak çok iyi bir şeydir baylar.

Sonra bir kır kahvesi kendini okurken
Masaları toplanmış, bardakları toplanmış
Tam kendini okurken
Derim ki bir semti iyi tanımak kadar
iyi tanımalı dünyayı
Açın radyolarınızı: eylülün sesi
Bu dünyada can sıkıntısının bir başka anlamı var baylar.

Elmalar silik silik kırmızı artık - olsun -
Gözlerimiz tozlanmış, kirli
Gizlisi yak, bu dünyada böyle sıkılmak iyi
Sıkılmak iyi baylar
Biz hazır tuttukça böyle
içi yangında alevalev
Dışı buz tutmuş kalplerimizi.


KOLAY DEGiL -ALİ YÜCE

Üzülme bu da geçer
Çocukluk arkadaşım ağaç
Bu yorgun yaprakları
Döker kurtulursun
Kolay mı bozkırda ağaç olmak
Bir fidanda buluşalım
Süt kardeşim ağaç


işte burnu havada
Kendini beğenmiş bir kent
Çiğnemeden yutuyor seni
Bozkırdaşım ozan .
Bir türküde buluşalım
Kavalını ağlatmadan
Yedi gözü yedi çeşme


Anan bacın soğuk sana
Emmin dayın tuzak niçin
Başını yastığa koyunca
Bulursun belki düşün
Sırtlan gibi saldırır gerçekler
Ayak altında kalır düşün
Düş görmek kolay mı ki
Kolay mı topsuz tüfeksiz
Gerçeğin kanına girmek

Gurbette sıladır bana
Sılada gurbet şiir
Karşınızda hazır bulduğunuz
Şu baharı şu bahçeye
Getirmek kolay mı ki
Hem ağaç olmak hem kuş
Uykusunu incitmeden
Kolay mı güzelin düşüne girmek


Bir yangından bir yangına
Sürgünüm hep
Önünüzde hazır bulduğunuz
Şu güneşi şu sofraya
Getirmek kolay mı ki
Hem sevgi olmak hem ekmek
Bir damla kan dökmeden
Kolay mı şiirin kalesine girmek

NiŞANLI KIZIN AĞIDI – TURGAY FİŞEKÇİ

Göğsün papatya tarlası
Ah, sarardın beni
Sevgilim, sevgilim
Kolların nerde şimdi

Kirpiklerinin ucuna
Asmıştım yüreğimi
Mavisinde yittiğim
Gözlerin nerde şimdi

Bilgeceydi dostluğun
Sevgiydi sunduğun
Yıldız gözlüm, gündüzüm
Işığın nerde şimdi


SORMA BANA – TURGAY FİŞEKÇİ

Sorma bana kimim
Nerden geldim buraya
Gözlerimdeki kırmızı bulutlar
Hangi günlerden sorma.


Elbet olmuştur geçmişte
Açıklanamaz şeyler
Bağlardan çaldığım üzümleri
Yemişimdir yaslanıp mavi göğün göğsüne


Sorma bana kimim
Yaşım kaç, işim ne?
Bana «Seviyor musun?» de.
Başka birşey sorma.

13 Haziran 2010 Pazar

Arşivden: Şairleri Birbirine Düşüren Antoloji - İhsan Yılmaz

Edebiyat dünyası son yılların en büyük tartışmalarından birini yaşıyor. Tartışma konusu Mehmet H. Doğan'ın hazırladığı ve Yapı Kredi Yayınları tarafından yayımlanan bir şiir antolojisi. Antolojiye ilişkin yapılan eleştirilerin başında Mehmet H. Doğan’ın fazla öznel oluşu geliyor.

Yüzyılın Türk Şiiri Antolojisi(1900-2000), Tevfik Fikret'le başlayıp günümüzün genç isimlerine kadar gelen, 197 şairi ve 1143 şiir kapsıyor. Antolojiye ilk itirazın nedeni yayınevinin kullandığı tanıtım sloganı neden oldu. ‘‘Türk Şiirinin yaşayan en önemli eleştirmeninden vazgeçilmez bir başvuru kaynağı’’ sloganıyla ilan edilen antolojiye ilk itiraz da Turgay Fişekçi'den geldi.

Fişekçi, 23 Mayıs 2001 tarihli Cumhuriyet gazetesindeki köşesinde yazdığı yazıda Mehmet H. Doğan'ı çok fazla öznel olmakla suçlamış, antolojinin hazırlanmasında bazı hataların bulunduğunu belirterek Memet Fuat'ın yaşadığı bir dönemde 'en büyük' eleştirmenliğin ona düşmediğini savunmuştu.

Antolojiye ikinci itiraz da yine Adam Sanat dergisinde şair Özdemir İnce'den geldi. O da antolojiyi hazırlayanın şairden istediği şiirleri alabileceğini ancak kendisi için yazılan biyografinin dedikodu üslubunda ve karalayıcı nitelikte olduğunu yazdı.

Bu iki itirazla başlayan antoloji tartışması daha sonra bir çok cepheye yayıldı. Bunlardan biri de özellikle 80 sonrası Türk şiirini çok iyi takip ettiği söylenen Doğan'ın bu dönemde yazan bir çok şaire yer vermemesiydi.

Adam Sanat, Milliyet Sanat, Hürriyet Gösteri, Varlık, E Dergisi gibi Türkiye'nin belli başlı sanat ve edebiyat dergileri sayfalarını bu tartışmaya açtılar. Mehmet H. Doğan soruşturmalarda kendine yöneltilen suçlamaları cevaplarken bazı şairler antolojinin bir sonraki basımından şiirlerini çekmeye kadar götürdüler tepkilerini.

Uzun yıllardır yaprak kıpırdamayan sanat ortamında belki de edebiyat tarihine geçecek milenyumun ilk tartışması böylece başlamış oldu. Biz de gazete ve dergi sayfalarında kıyasıya devam eden antoloji kavgasını sizin için derledik.


Mafya tarzı ilişkiler kurmuşum - Özdemir İnce 

Seçilen şiirlerin sayısına da seçilen şiirlere de itirazım yok. Ama, benimle ilgili değerlendirme bölümünün nesnel saygıdan yoksun dedikodu üslubuna, karakuşi yargılarına ve en önemlisi, bu bölümde yer alan bazı sinsi ve kara çalıcı cümlelere itirazım var: 'Kendi şiiri yanında ona koşut olarak yürüttüğü şiir çevirisi çalışmaları yurtdışında birtakım ilişkiler sağladı ona' diyor. Yok canım? Bu cümleye bakarsak, sanki mafya tarzı kuşkulu ilişkiler kurmuşum. Böyle 'özel amaçlı' bir cümle, ciddi bir antolojide yer alabilir mi?


-----------------------------------------------------
Antoloji genel olarak başarılı - Haydar Ergülen

Mehmet H. Doğan, özellikle 80 sonrası Türk şiiri üstüne çok kafa yoran bir isim. Sadece benim değil, 80 sonrası şairleri üstüne de tek tek ya da topluca yazan bir eleştirmen. Benim şiirime yakınlık duyuyor olabilir. Enis Batur'un şiirine de yakınlık duyuyor olabilir. Ama bu yüzden antolojiyi, yakınlık duyduklarına daha fazla yer vermiş diye değerlendirmek bana çok doğru gelmiyor. Ayrıca bir başka antolojide bana az yer verilir, bir diğerinde daha çok. Bu konuda insanları yargılayamayız ya da suçlayamayız. Doğrusunu isterseniz benim de bu antolojide olmasını istediğim 4-5 isim vardı: İnci Asena, Engin Turgut, Mehmet Demiryürek, Müslim Çelik..

-------------------------------------------------
Onu ciddiye almam - İsmet Özel


Ben Mehmet H. Doğan adını ilk defa 60'lı yıllarda sosyalist gerçekçilik adına Türk modern şiirine çok düzeysiz bir şekilde saldıran yazılarıyla tanıdım. Bu antolojide bir problem varsa, bu problemi bizzat Mehmet H. Doğan'ın biyografisinde aramak lazım. Önemli olan düşünceye ve sanata ilişkin sorunların hangi ölçütlerle ele alınabileceği, bu ölçütlere ulaşılıp ulaşılamadığı... Ben bu antolojinin sözünü ettiğim ölçütlere ulaşamadığı kanaatindeyim. Mehmet H. Doğan'ı ciddiye almam.

-------------------------------------------------
Eleştiriden çok sofra sohbeti - Turgay Fişekçi

Adı 'Yüzyılın Türk Şiiri' olan bir antolojinin, genel kapsayıcı, nesnel özellikte olması beklenir. Oysa Mehmet H. Doğan'ın antolojiyi hazırlarken böyle bir tutumdan kaçındığı, kişisel beğenilerini, tercihlerini öne çıkardığı görülüyor. Sevdiği şairler için kullandığı anlamsız, boş övgü sözleri de eleştiri cümlelerinden çok sofra sohbetlerine benziyor. 1445 sayfada onca kıyıda kalmış şairi antolojiye almakla övünen Mehmet H. Doğan, Ahmet Necdet'e, Müslim Çelik'e, Akgün Akova'ya neden yer vermediğini açıklamalı.

----------------------------------------------
Fincancı katırlarını ürküttüm - Mehmet H. Doğan

Antoloji yayımlanalı bir aya yakın bir zaman oldu. Gazetelerde ve dergilerde bir iki olumlu değininin dışında kopartılan aleyhte fırtına bana 'İkinci Yeni Antolojisi'nin ve 'Adam Şiir Yıllıkları'nın yayımlandığı günleri anımsattı. Bu benim değişmez yazgım galiba. Bu arada çıkan diğer antolojiler kimi yerleşmiş yetkelere teslim olmanın sonucu olarak olumlu eleştiriler alır, kimi de çoğunlukla suskunlukla karşılanırken benim antolojiye karşı yaylım ateş saldırıya geçilmesi, alışılmamış bir şeyler yaptığıma, dolayısıyla fincancı katırlarını ürküttüğüme inandırıyor beni. Bu defa da öyle oldu. Bir farkla: daha önceki saldırılar büyük çoğunluğuyla zaten ayrı değerleri savunduğumuz kişi ve cephelerden gelirken, bu defa ilk ve en ağır saldırıyı, kitaplarımı ve 9 yıldır hazırladığım Şiir Yıllıkları'nı basan Adam Yayınevi'nin, çıkmaya başladığı günden beri yazarı olduğum Adam Sanat dergisinin yayın yönetmeni yaptı. Çok şaşırtıcı ve üzücü bir şey oldu bu benim için. Bunu hak ettiğimi sanmıyorum. Bazı isimlerin antolojiye alınmaması, benim kendi seçimim. Yıldırım Türker şiir yazdığı yıllarda etkin bir şairdi ama sonra şiiri bıraktı. Onun gibi antolojiye alınmayan çok kişi var. Her birinin alınmama gerekçesi ayrı ayrı. Ve bunlar şiirle ilgili gerekçeler... Dağlarca izin vermediği için antolojide yer almadı. İnci Asena o ölçüde olmadığı için... Antolojide hiç görmediğim, tanımadığım kimseler de var. Şiirle ilgili kıstaslarıma uyanları aldım, uymayanları almadım.

Arşviden: Antoloji Tartışması - Milliyet Sanat Dergisi

Milliyet Sanat dergisinin 1 Haziran 2001 tarihli sayısında Mehmet H. Doğan'ın hazırlamış olduğu Yüzyılın Türk Şiiri antoloji hakkında bir soruşturma yer almaktadır. Adana'da ve yalnızca bir kişi tarafından hazırlanan sitemiz için soruşturma düzenlememiz mümkün olmadığına göre Milliyet Sanat dergisinden alıntı yaptık. Herhangi bir yayın organından alıntı yaparken telif haklarına özen göstermeye çalışıyoruz. Örneğin Milliyet Sanat dergisinde sözünü ettiğimiz soruşturma metni yayınlandıktan tam 20 gün sonra siteye aktardık. Bu süre içinde dergi satıştan kaldırılmıştı. Soruşturma metninin sonuna kendi görüşümüz de ekledik.

------------------------------------------------------------------------------
Ne önemli ne de vazgeçilmez!

Adı "Yüzyılın Türk Şiiri" olan bu antolojinin, genel kapsayıcı, nesnel özellikte olması beklenir. Oysa Mehmet H. Doğan'ın antolojiyi hazırlarken böyle bir tutumdan kaçındığı, kişisel beğenilerini, tercihlerini öne çıkardığı görülüyor. Sevdiği şairler için kullandığı anlamsız, boş övgü sözleri de eleştiri cümlelerinden çok sofra sohbetlerine benziyor. 1445 sayfada onca kıyıda kalmış şairleri antolojiye almakla övünen Mehmet H. Doğan, Ahmet Necdet'e, Müslim Çelik'e, Akgün Akova'ya neden yer vermediğini de açıklamalı.

Yayınevinin, "Türk şiirinin yaşayan en önemli eleştirmeninden vazgeçilmez bir başvuru kaynağı" gibi abartılı bir savla ortaya sürdüğü antoloji, ne önemli ne de vazgeçilmez. Olsa olsa bir eleştirmenin eğilimerini yakından tanımak için başvurulabilecek bir kaynak.

Turgay Fişekçi

------------------------------------------------------------------------------
Ben mafya reisi miyim?

17 Mayıs 2001'de İstanbul 19. noterliğinden ilgili yayınevine bir ihbar mektubu göndererek ikinci baskı da dahil olmak üzere bundan sonraki basımlarda şiirlerimi antolojide yayımlamaya verdiğim izni iptal ettim. Bu izin antolojiyi hazırlayan kişi tarafından suistimal edildi. Antolojide nesnellikten uzak, hatta benim mahkemeye vermemi gerektirecek hakaret dolu yargılar var. Bir ülkede antoloji hazırlama etiği yoksa o ülkede edebiyatın sağlıklı gelişmesinin de imkânı olmaz. O bakımdan ben gençlere örnek olmak üzere hukuki yoldan müdahale ettim. İsteseydim birebir bu işi kökünden hallederdim.

Gençlerden duyduğuma göre değerlendirmeler adaletsiz yapılmış, adam kayırılmış, kimileri öne çıkarılmak istenmiş. Benim canımı sıkan cümleyi antolojiyi açıp okuduğunuzda bulursunuz. Çevirilerim aracılığıyla Avrupa'da birtakım ilişkiler kurmuşum... Birtakım ilişkiler ne demek? Ben mafya reisi miyim? Bu "birtakım" lafı ceza getirir ama mahkemeye vermeyeceğim.

Özdemir İnce

-----------------------------------------------------------------------------
Devasa antolojisine almadı...

Mehmet H. Doğan, 1981 yılında ilk şiiri Memet Fuat'ın yönettiği Yazko Edebiyat dergisinde çıkan ve o günde bu yana 6 şiir kitabı yayımlanan, ister sevsin ister sevmesin Türk şiirine adını çoktan sokmuş olan Müslim Çelik'in şiirlerini Adam Yayınları'nca yayımlanan ve kesinlikle nesnel olması gereken 9 şiir yıllığının yarısından çoğunu almadı. Adam Yayınları ortaklarından ve yöneticisi, 1990 başlarında, kırk yaşlarında hayatının ilk şiirini yazmış İnci Asena'nın şiirlerini Adam Yayınları'nın küçük şiir yıllıklarına her yıl aldı, ama bu üç ciltlik 1445 sayfalık devasa antolojiye almadı. Uzun sözün kısası bu.

İnci Asena

------------------------------------------------------------------------------
Keyfi bir çalışma

Şiirlerimi ikinci baskıya vermeyeceğim. Gerekçesi benden izin alınmadı. Mehmet H. Doğan'ın yaptığı seçmeler Türk şiirinin gelişimini tam olarak yansıtmıyor. Benim şiirimi hiç yansıtmıyor. Tamamiyle keyfi bir çalışma olmuş. Kendi kişisel görüşüne göre yapmış. Ama zaten antoloji de böyle olur, onun kişisel seçimi böyle, başka biri yapsaydı başka türlü olurdu.

Erdal Alova

------------------------------------------------------------------------------
Mehmet H. Doğan'ı ciddiye almam!

Ben Mehmet H. Doğan adını ilk defa 60'lı yıllarda sosyalist gerçekçilik adına Türk modern şiirine çok düzeysiz bir şekilde saldıran yazılarıyla tanıdım. Bu antolojide bir problem varsa, bu problemi bizzat Mehmet H. Doğan'ın biyografisinde aramak lazım. Ama bu mesele Doğan'ın dini ve ideolojik tercihleri, mensup olduğu toplumsal katman ve bunlarla olan sorunları şeklinde ele alınmalı.

Sözkonusu olan bir şeylerin doğru ya da yanlış olması değil. Önemli olan düşünceye ve sanata ilişkin sorunların hangi ölçütlerle ele alınabileceği, bu ölçütlere ulaşılıp ulaşılamadığı... Ben bu antolojinin sözünü ettiğim ölçütlere ulaşamadığı kanaatindeyim. Mehmet H. Doğan'ı ciddiye almam. Ama sonuç olarak böyle bir antoloji yayımlanıyor. Yani bunu yayımlayacak bir yayınevi var. Bu yayınevi de kalitesini bu antolojiyle bir şekilde dışa vurmuş oluyor.

İsmet Özel

------------------------------------------------------------------------------
Başarılı, kapsamlı bir antoloji...

Mehmet H. Doğan, özellikle 80 sonrası Türk şiiri üstüne çok kafa yoran bir isim. Sadece benim değil, 80 sonrası şairleri üstüne de tek tek ya da topluca yazan bir eleştirmen. Benim şiirime yakınlık duyuyor olabilir. Enis Batur'un şiirine de yakınlık duyuyor olabilir. Ama bu yüzden antolojiyi, yakınlık duyduklarına daha fazla yer vermiş, diğerlerine fazla yer vermemiş diye değerlendirmek bana çok doğru gelmiyor.

Ayrıca bir başka antolojide bana az yer verilir, bir diğerine daha çok... Bu konuda insanları yargılayamayız ya da suçlayamayız diye düşünüyorum. Mehmet H. Doğan için değil bütün antoloji düzenleyenler için söylüyorum, böyle bir çalışma yaparken mutlaka araya subjektif yargılar giriyordur. Doğrusunu isterseniz benim de bu antolojide olmasını istediğim 4-5 isim vardı: İnci Asena, Engin Turgut, Mehmet Demiryürek, Müslim Çelik... Onun dışında genel olarak başarılı, kapsamlı bir antolojiyle karşı karşıyayız. Kuşkusuz eleştirilerle ikinci baskısında daha iyi olur diye düşünüyorum.

Haydar Ergülen

--------------------------------------------------------------------------------
Duygusal bir tavır

Antolojiye niçin alınmadığımı Mehmet H. Doğan bilir. Ama ben bunu öncelikle 1994 Türk Dil Kurumu Şiir Ödülü'nü kazanmama bağlıyorum. Bu ödülü aldıktan sonra Mehmet H. Doğan'la karşılaştım İzmir'de bir meyhanede. İçkili vaziyette bana 'O ödülü iade et' dedi. Ben de bu ödülü akbap çavuş ilişkisiyle değil bileğimin hakkıyla aldığımı iade etmeyeceğimi söyledim. Ödülü veren kurumun Atatürk'ün kurduğu TDK olmadığını, bu ödülü almanın bana yakışmayacağını anlattı. O tatsız tartışmadan sonra yıllıklarına almadı beni. Halbuki ilk 3 yıllıkta varım ben. Başka sebepleri de olabilir ama sanırım en baskın olanı bu. Tamamen duygusal kökenli bir tavır diye düşünüyorum.

Ahmet Necdet

----------------------------------------------------------------------------
İsteyen beğenir, istemeyen beğenmez!

Bu tür antolojilerin hepsinin çıkışında kavgalara varan tartışmalar olmuştur. Memet Fuat'ın antolojisinde de birtakım kişiler neden orada olmadıklarını Memet Fuat'a çok açık bir dille, mektuplarla sormuşlardı. Neticede antolojinin üzerinde ismi olan kişinin seçmeleridir bu. İsteyen beğenir, istemeyen beğenmez. Ben ulaşabildiğim kişilerden kendi biyografilerini yazmalarını istedim, 50-60 kişi de bana kitaptaki şekliyle yaşam öykülerini gönderdi. Ben onlardan aldığım bilgilere dayanarak yazdığım biyografileri.

Bazı isimlerin antolojiye alınmaması, benim kendi seçimim. Yıldırım Türker şiir yazdığı yıllarda etkin bir şairdi ama sonra şiiri bıraktı. Onun gibi antolojiye alınmayan çok kişi var. Her birinin alınmama gerekçesi ayrı ayrı. Ve bunlar şiirle ilgili gerekçeler... Dağlarca izin vermediği için antolojide yer almadı, İnci Asena o ölçüde olmadığı için... Antolojide hiç görmediğim tanımadığım kimseler de var. Şiirle ilgili kıstaslarıma uyanları aldım, uymayanları almadım. Şiir yıllıkları ve antoloji ayrı şeyler. Şair o yıl etkindir fakat genel olarak yüz yıllık şiirin içerisinde Türk şiirini temsil etmiyordur. Bu durumdakiler antolojide yer almadı. Genel olarak söyleyeceklerim böyle. Eleştirilere gerekirse daha ayrıntılı olarak cevap verceğim.


Mehmet H. Doğan

--------------------------------------------------------------------------------
Sanırım Özdemir ince bu ülkede siyasette, ekonomide ve bilim alanında kişilerin birbirlerini nasıl eleştirdiklerini hiç izlemiyor. Mehmet H. Doğan ne demiş, "demiş ki, Özdemir İnce şiirlerini çevirdiği şairlerle iyi ilişkiler kurdu ve bu sayede yurt dışında edebiyatla ilgili bir çok kurum ve kuruluşa kendisini tanıtma imkanı buldu". Çevirmeni olduğu şairlerle tanışmak ve onların sayesinde şair kimliğini bazı kişi ve kurumlarla tanıtmış olmanın mafya reisliği ile ne ilgisi var?

Bu konuda doğru yorum yapmanızı sağlamak için Özdemir İnce'nin bundan tam 20 yıl önce Yannis Ritsos ile yaptığı söyleşiyi siteye aktardık. Sözünü ettiğim uzun söyleşinin orijinali Gösteri dergisinin 1981 yılında yayınlanan 13 ve 14. sayılarında bulunmaktadır. Özdemir İnce'nin Yannis Ritsos ile nasıl tanıştığını aşağıda verilen paragrafta net bir şekilde açıklamaktadır.

"Ritsos'un şiirini, yaşamını, onurlu, yenilmez ve örnek varlığını okurlara ve özellikle benden genç meslektaşlarıma tanıtmak, örnek olarak sunmak başlıca çalışma amaçlarımdan biri durumuna geldi. Ritsos'la Taşlar, Yinelemeler, Parmaklıklar'ın Türkiye'de yayınlanması sırasında mektuplaşmaya başladık. Yazdığı ilk mektubunun tarihi 17.2.1978."

Türkiye'de herkes Özdemir İnce gibi en ufak eleştiride bulunanı mahkemeye verse, mahkemelik olmayan kimse kalmaz. Umarım Özdemir İnce şiir çevirisi yapmadan önce yurt dışında tanıştığı kişileri ve kendisine ödül veren kurumları açıklar.


Memik Yanık

12 Haziran 2010 Cumartesi

Arşivden: Antoloji Tartışmaları; YILIN TÜRK ŞİİRİ - Turgay Fişekçi(*)

Yüzyılın Türk Şiiri" adlı 1453 sayfalık antoloji ne yazık, böylesi bir yapıta yakışmayacak öznel yargı ve değerlendirmelerle, dizgi, düzelti yanlışlarıyla, önyargılı yaklaşımlarla dolu.

Talihsizlikler daha kitabın tanıtımıyla başladı: Memet Fuat'ın hayatta olduğu bir dünyada "Türk şiirinin yaşayan en önemli eleştirmeninden vazgeçilmez bir başvuru kaynağı" diye sunularak "en önemli" olmanın aslında hiç de önemli olmayabileceğini düşündürttü.

"Önsöz" ve Genel Değerlendirme

"Önsöz"ünde "edebiyat tarihine bir belge bir gereç" olması amaçlanan kitabın otuz beş sayfalık değerlendirme yazısında, çağdaş şiirimizin doruklarından, başka hiçbir şairin yapamadığı gözüpek yenilikleri tek başına gerçekleştirmiş Can Yücel üstüne tek satır yok. Bir kez adı geçiyor, "İkinci Yeni ve uzantısı şiirin ustaları" biçiminde.

Mehmet H. Doğan'ın üzerinde çok durduğu 80 sonrası şiirinde hangi şair bu yıllarda Can Yücel'in yaptıklarını yapabildi? Şiirlerini okumaya çıktığı Açıkhava Tiyatrosu'nda beş bin kişinin toplandığı Can Yücel, 1453 sayfalık antolojinin genel değerlendirmesinde yer bulamazsa nerde yer bulacak kendine?

Aynı yazıda "70'li yılların şiirinde, ... başka şiir damarlarına ulaşmaya çalışan" öncü şairler arasında adı sayılan Yıldırım Türker'in şiirleri kitaba alınmaya gerek görülmemiş.

Üçüncü cildin arka kapağında 70'li yılların "ufuk açıcılar"ı arasında sayılan Mustafa Irgat için, "Önsöz"de, "seçki dışında bırakmak içimden gelmedi" deniyor. Kapakta önemli, içerde hatır için yer verilmiş bir şair.

Yaşamöyküleri

Şairlerin yaşamöyküleri ise tümüyle eleştirmenin öznel yargılarına kurban gitmiş. Rıfat Ilgaz'ın şiiri üstüne tek satır değerlendirme yok. Mehmet H. Doğan, 80 sonrasının değerleri tartışmalı pek çok şairine gösterdiği ilgiyi Rıfat Ilgaz'a gösterme gereği duymuyor, şiirimizde hiç önemi olmayan bir şair gibi sunuyor onu. Şiirimize getirdiği Orhan Veli'ye koşut söyleyiş rahatlığının hiç önemi yok onun için.

Bedri Rahmi Eyüpoğlu için, "ortalama şiir okuyucusunu hemen saran" denerek küçümseniyor. Bu yargı, "ömür boyu fazla titizlenmeden aynı şiiri sürdürdü" sözüyle de bir kez daha vurgulanıyor.

Suat Taşer için, "Şair, aktör, tiyatro yönetmeni, tiyatro eleştirmeni ve organizatör olarak çok yönlü bir insandı." Ne demek "organizatör" sözcüğü? Şarkıcılara iş bulanlar için kullanılan bu küçültücü sözcüğün bir şiir antolojisinde ne işi var?

Sabahattin Kudret Aksal için, "Kendi şiir anlayışını şöyle koyuyor Aksal:" deniyor. Neyi nereye koyuyor? Şiir anlayışı "koyulmaz", olsa olsa "açıklanır".


Özdemir İnce için, "şiir çevirisi çalışmaları yurtdışında birtakım ilişkiler sağladı ona." diyor. "Birtakım ilişkiler" deyişi niteliği belli olmayan, karanlık, açık olmayan ilişkiler için kullanılır. Böylelikle yazarın ilişkileri küçümsenmiş, dışlanmış, haksız gösteriliyor.

Ülkü Tamer için, "toplu şiirleri, her yayınevinde yeni şiir ekleriyle birçok kez basıldı." Türkiye'de kaç yayınevi var? Ülkü Tamer'in şiirlerini bunlardan kaçı bastı.

Hüseyin Peker için, "Genç yaşta Varlık dergisinde desen yayımlayarak yazın yaşamına girmişti." deniyor. Desen yayımlayarak olsa olsa resim yaşamına girilmez mi? Yazın yaşamına yazarak girilir.

Gülseli İnal'ın yaşamöyküsünde katıldığı toplantılar, şiir okuduğu mekânlar sıralanmış. "Rodos Apollon Amfi-Tiyatrosu'nda son şiirlerini okudu." deniyor. Onun katıldığı toplantılar, şiir okuduğu yerler önemli de başkalarının değil mi? Neden öteki şairlerin bu yönleri yazılmıyor da yalnızca onunkilerden söz ediliyor? Yurtdışında şiir okumak, bir şairin yaşamöyküsüne yazılacak denli önemli bir etkinlikse ben geçen yıl Edebiyat Treni'yle Libzon'dan Moskova'ya dek şiir okuyarak gittim. Neden benim için bu yazılmıyor? Nedenini söyleyeyim: Çünkü Mehmet H. Doğan'a göre Gülseli İnal önemli bir şair. Bu önemli şairin yaşamöyküsünü zenginleştirecek şeyler arıyor. Bulamayınca da her şairin hayatında olan kimi şeyleri yalnızca Gülseli İnal'ın hayatında varmış gibi sıralıyor.

Aynı şeyi Lale Müldür'ün yaşamından söz ederken de yapıyor: "şiirlerinden bazıları bestelendi" diyor. Başkası yok mu şiiri bestelenen. Çağdaş şiirimiz içinde şiirleri en çok bestelenen şairlerden biri Yaşar Miraç'tır. Elliye yakın şiiri bestelendi. Bunun için müzikçilerin meslek örgütü MESAM'dan sık sık ödemeler yapılıyor kendisine. Neden Lale Müldür'ün şiirlerinin bestelendiği belirtilmek gereği duyuluyor da Yaşar Miraç'ınkiler belirtilmiyor. Ataol Behramoğlu'nun bestelenmiş şiirlerinden "Ataol Behramoğlu Şarkıları" diye albüm yapıldı. Beş yıldır Türkiye'nin iki yüz ayrı yerinde şiir-müzik gösterisi yapmış olmanın hiç mi önemi yok Mehmet H. Doğan için? "Şarkılarla A. Kadir" diye bir albümün adını duymamış mı?

Ali Cengizkan'ın PEN ve Edebiyatçılar Derneği üyesi olduğu yazılmış. Bu derneklere hemen tüm şairler üye. Neden birkaç kişi dışında, ötekilerin yaşam öykülerinde bu özellikleri belirtilmek gereği duylmuyor.

Yusuf Alper için, "Askerlik hizmetini Girne'de, zorunlu hizmetini Muğla'da" yaptı deniyor. Bu edebiyatçı için askerlik yaptığı yerin yaptıkları için bir önemi varsa sözü edilir. Ataol Behramoğlu ile İsmet Özel askerliklerinde şiir tarihimize geçmiş önemli şiirler yazmışlardır. Peki Yusuf Alper'in "Askerlik hizmetini Girne'de, zorunlu hizmetini Muğla'da" yapmış olmasının edebiyatımız için önemi ne? Neden belirtilmek gereği duyuluyor?

Salih Bolat için, "Hacettepe Üniversitesi'nde yüksek lisans doktora programlarına katıldı. Öğretim üyeliği yaptı." denmiş. Onun yaptığına öğretim görevlisi denir. Öğretim üyeliği akademik sanlara sahip olanlar için kullanılır.

Ali Asker Barut için, "İlk kitabı Almanca'ya çevrildiği halde kitaba yayıncı bulunamadı." denmiş. Böyle bir bilgi kısa yaşamöyküsüne neden yazılır, aşağılamak için değilse? Ben de o kitap yayımlanalı altı ay oldu desem ne diyecek Mehmet H. Doğan?

Hakan Savlı için, "İskenderun Demir Çelik Fabrikası lojmanlarında Rus çocuklarıyla birlikte gittiği okulda, oynadığı oyunlarda, gördüğü filmlerde ilk kültür şokunu yaşadı." deniyor. Bu cümleden ne anlıyorsunuz? Yabancı çocuklarla birlikte okula gitmek, oyun oynamak, hele hele film görmek neden kültür şokuna yol açsın? Olsa olsa kültür ve yaşam zenginliğine yol açar.

İsmet Özel yaşamöyküsünde Sivas kıyımının tarihi 1992 değil, 1993 olacak. Yaşamöykülerinde anlam kaymalarına yol açan dizgi düzelti yanlışları da var. İki örnek: Sait Faik için, "unutulmaz on üç öykü, iki roman bıraktı geriye." denmiş.

Halim Şefik Güzelson için: "ömrünün sonuna kadar çalışarak Haydarpaşa Gümrüğü'nden emekli oldu." dedikten sonra, "Emekli olduktan sonra gezici kitap satıcılığı yaparak yaşamını kazandı." deniyor. Ercüment Uçarı için: "Hukuk Fakültesi'ni sağlık nedenleriyle genç yaşta, 1959'da bitirdi."

Şiirler

Ya şiirler? Hiç değilse onlar yanlışsız, özenli basılabilmiş olsaydı.

Kitabın boyutları şiir yayıncılığı için son derece elverişli. Geniş enine uzun dizeli şiirleri rahatça sığdırabilirsiniz.

Ama ne gezer?

Mehmet H. Doğan büyük hayranlık duyduğu Edip Cansever, Turgut Uyar gibi uzun dizeler kuran şairlerin şiirlerine, bu sevgisini gösterecek en küçük bir özeni bile göstermemiş. Önceki basımlarda yer olmadığı için alt satıra döndürülen dize biçimleri aynen korunmuş. Örnek için Turgut Uyar'ın "Münacat" şiirine bakılabilir. İkiliklerden oluştuğu besbelli şiirin kimi dizelerinin sonundaki sözcüğü bir alta indirmenin anlamı ne? Onları indirirken 4. ve 5. ikilikleri birleştirerek dörtlük yapmışsınız. Bu tür şiirlerin şairin sağlığında yayımladığı kitapların ilk basımlarıyla karşılaştırarak düzeltilmesi gerekirdi. "Şiirimizin yaşayan en önemli eleştirmeni" olmak kolay değil.

Bir de sıralama yanlışları var. İlhan Berk'in şiirlerinde1981'de yayımlanan Deniz Eskisi'ndeki şiirler, 1988'de yayımlanan Güzel Irmak, 1990'da yayımlanan Pera ve 1993'te yayımlanan Dün Dağlarda Dolaştım...'dan sonraya konmuş.

Özensiz seçim örnekleri ise pek çok: A. Kadir, 1985'teki ölümüne dek şiir yazmış bir şair olmasına karşın yalnızca 1940'larda yazılmış şiirlerinden örnekler seçilmiş.

Erdal Alova'dan yapılmış şiir seçmeleri, bu şairle hi. ilgilenmediğini gösteriyor. Hiç değilse yanındaki karikatürle birlikte bir anlam taşıyan şiiri, çizgisinden ayırıp tek başına basmasaydı.

Yer Verilmeyenler

Bir de antolojide yer vermeye değer bulunmayanlar var. Benim saptayabildiklerim: Onlarca kitabı olan Ahmet Necdet, altı kitabı olan, 1989 Ceyhun Atuf Kansu Ödülü'nün sahibi Müslim Çelik, kitapları büyük satışlara ulaşmış Nevzat Çelik ve Akgün Akova.

Bu şairlerin 1453 sayfalık bir antolojide yerleri olmadığını söylemek istiyorsa, bunu da açıkça ve nedenleriyle söylemek zorundadır.

Ahmet Necdet'in öyküsünü kendisinden dinledim. Bir yemekte Mehmet H. Doğan ile tartışmışlar. O güne dek Adam Şiir Yıllıklarına aldığı Ahmet Necdet'i daha sonra almamaya başlamış. Antolojiye alınmama nedeni de aynı olmalı. İyi de bir eleştirmenin böyle davranabilen bir eleştirmenin yargılarına kim güvenir?

Bir başka anlaşılmaz davranış ise Mehmet H. Doğan'ın Adam Yayınları için hazırladığı Şiir Yıllıklarına yayınevinin sahibi de olan şair İnci Asena'yı her yıl düzenli bir biçimde aldığı halde Yapı Kredi Yayınları için hazırladığı antolojiye almaması. Bu davranışını nasıl açıklayacağını merak ediyorum.

Sonuç

Bir çalışmanın etkisi ve kalıcılığı yaydığı adalet duygusuyla sağlanabilir. Bu antolojiden ise öznel yargılar, değerbilmezlikler, özensizlikler yayılıyor. Yerginin ve övgünün dayanıksız, boş anlatımlarla sunulduğu böyle bir çalışma edebiyat tarihimizde iz bırakabilir mi?

Türk şiiri böyle bir antolojiyi hak etmedi. Bu antolojiyle Türk şiiri değil, olsa olsa Mehmet H. Doğan tanınabilir.

* Bu yazı 2001 yılında yayınlanan Adam Sanat'tan alınp adanasanat.com'da yayınlandı. Elimizdeki adanasanat.com arşivini sizinle paylaşma kaygısı ile Turgay Fişekçi'nin bu yazısını buraya aktardık. Bu metnin burada yayınlanmasına Turgay beyin bir itirazı varsa bize mail göndermesi halinde anında bu metni yayından kaldırabiliriz.

Turgay Fişekçi ve Mehmet H. Doğan
Memik Yanık

Edebiyat ile ilk ilgilenmeye başladığım yıllarda yanılmıyorsam,Yaşar Miraç ve Turgay Fişekçi gibi bir kaç şair Yeni Türkü adında bir yayınevi kurmuştu. Bu yayınevi yalnızca şiir kitapları yayınlıyordu. Çünkü o günlerde Yazko hariç şiir kitabı basan başka yayınevi yok gibiydi. Daha sonra Turgay Feşikçi Adam Yayınlarında çalışmaya başladı. Şimdi Turgay Fişekçi'nin Adam Sanat Dergisinde yayınlanan yazısı üzerine haddim olmayarak buraya birşeyler yazmak istiyorum. Çünkü tahmin ediyorum ki edebiyat dergilerinin Temmuz sayılarında bu konuda çok sayıda yazı çıkacaktır.

Yukarıda Turgay Fişekçi'nin Yüzyılın Türk Şiiri daha doğrusu Mehmet H. Doğan üzerine yazdığı yazıyı okudunuz. İlk tespit ettiğim konu şu: Turgay Fişekçi bu yazıyı Türk edebiyatına katkı olsun diye kaleme almış olamaz. Çünkü Turgay Fişekçi M. H. Doğan hakkında bence iyi niyetli değil.

Turgay Fişekçi bu niyetini yazdığı yazının başındaki şu paragrafta ortaya koyuyor: Talihsizlikler daha kitabın tanıtımıyla başladı: Memet Fuat'ın hayatta olduğu bir dünyada "Türk şiirinin yaşayan en önemli eleştirmeninden vazgeçilmez bir başvuru kaynağı" diye sunularak "en önemli" olmanın aslında hiç de önemli olmayabileceğini düşündürttü.

Bence Turgay Fişekçi bu paragrafın üzerinde biraz daha çalışmalıydı. Demek ki Yapı Kredi Yayınevi, kitap tanıtım metinlerinde Mehmet H. Doğan için Mehmet Fuat'tan sonra en önemli eleştirmen demiş olsaydı Turgay Fişekçi kadar tepkili olmazdı. Herkes bilir ki, Mehmet Fuat'ın Türk edebiyatı için yaptıkları Mehmet H. Doğan'ın yaptıklarından kat kat fazladır. Ama yayınevinin reklam metnine bu kadar tepki göstermenin başka bir nedeni olmalı. Bir de Turgay Fişekçi bu yazısını kendi yönettiği dergi yerine başka bir dergide yayınlamalıydı.