Milliyet Sanat dergisinin 1 Haziran 2001 tarihli sayısında Mehmet H. Doğan'ın hazırlamış olduğu Yüzyılın Türk Şiiri antoloji hakkında bir soruşturma yer almaktadır. Adana'da ve yalnızca bir kişi tarafından hazırlanan sitemiz için soruşturma düzenlememiz mümkün olmadığına göre Milliyet Sanat dergisinden alıntı yaptık. Herhangi bir yayın organından alıntı yaparken telif haklarına özen göstermeye çalışıyoruz. Örneğin Milliyet Sanat dergisinde sözünü ettiğimiz soruşturma metni yayınlandıktan tam 20 gün sonra siteye aktardık. Bu süre içinde dergi satıştan kaldırılmıştı. Soruşturma metninin sonuna kendi görüşümüz de ekledik.
------------------------------------------------------------------------------
Ne önemli ne de vazgeçilmez!
Adı "Yüzyılın Türk Şiiri" olan bu antolojinin, genel kapsayıcı, nesnel özellikte olması beklenir. Oysa Mehmet H. Doğan'ın antolojiyi hazırlarken böyle bir tutumdan kaçındığı, kişisel beğenilerini, tercihlerini öne çıkardığı görülüyor. Sevdiği şairler için kullandığı anlamsız, boş övgü sözleri de eleştiri cümlelerinden çok sofra sohbetlerine benziyor. 1445 sayfada onca kıyıda kalmış şairleri antolojiye almakla övünen Mehmet H. Doğan, Ahmet Necdet'e, Müslim Çelik'e, Akgün Akova'ya neden yer vermediğini de açıklamalı.
Yayınevinin, "Türk şiirinin yaşayan en önemli eleştirmeninden vazgeçilmez bir başvuru kaynağı" gibi abartılı bir savla ortaya sürdüğü antoloji, ne önemli ne de vazgeçilmez. Olsa olsa bir eleştirmenin eğilimerini yakından tanımak için başvurulabilecek bir kaynak.
Turgay Fişekçi
------------------------------------------------------------------------------
Ben mafya reisi miyim?
17 Mayıs 2001'de İstanbul 19. noterliğinden ilgili yayınevine bir ihbar mektubu göndererek ikinci baskı da dahil olmak üzere bundan sonraki basımlarda şiirlerimi antolojide yayımlamaya verdiğim izni iptal ettim. Bu izin antolojiyi hazırlayan kişi tarafından suistimal edildi. Antolojide nesnellikten uzak, hatta benim mahkemeye vermemi gerektirecek hakaret dolu yargılar var. Bir ülkede antoloji hazırlama etiği yoksa o ülkede edebiyatın sağlıklı gelişmesinin de imkânı olmaz. O bakımdan ben gençlere örnek olmak üzere hukuki yoldan müdahale ettim. İsteseydim birebir bu işi kökünden hallederdim.
Gençlerden duyduğuma göre değerlendirmeler adaletsiz yapılmış, adam kayırılmış, kimileri öne çıkarılmak istenmiş. Benim canımı sıkan cümleyi antolojiyi açıp okuduğunuzda bulursunuz. Çevirilerim aracılığıyla Avrupa'da birtakım ilişkiler kurmuşum... Birtakım ilişkiler ne demek? Ben mafya reisi miyim? Bu "birtakım" lafı ceza getirir ama mahkemeye vermeyeceğim.
Özdemir İnce
-----------------------------------------------------------------------------
Devasa antolojisine almadı...
Mehmet H. Doğan, 1981 yılında ilk şiiri Memet Fuat'ın yönettiği Yazko Edebiyat dergisinde çıkan ve o günde bu yana 6 şiir kitabı yayımlanan, ister sevsin ister sevmesin Türk şiirine adını çoktan sokmuş olan Müslim Çelik'in şiirlerini Adam Yayınları'nca yayımlanan ve kesinlikle nesnel olması gereken 9 şiir yıllığının yarısından çoğunu almadı. Adam Yayınları ortaklarından ve yöneticisi, 1990 başlarında, kırk yaşlarında hayatının ilk şiirini yazmış İnci Asena'nın şiirlerini Adam Yayınları'nın küçük şiir yıllıklarına her yıl aldı, ama bu üç ciltlik 1445 sayfalık devasa antolojiye almadı. Uzun sözün kısası bu.
İnci Asena
------------------------------------------------------------------------------
Keyfi bir çalışma
Şiirlerimi ikinci baskıya vermeyeceğim. Gerekçesi benden izin alınmadı. Mehmet H. Doğan'ın yaptığı seçmeler Türk şiirinin gelişimini tam olarak yansıtmıyor. Benim şiirimi hiç yansıtmıyor. Tamamiyle keyfi bir çalışma olmuş. Kendi kişisel görüşüne göre yapmış. Ama zaten antoloji de böyle olur, onun kişisel seçimi böyle, başka biri yapsaydı başka türlü olurdu.
Erdal Alova
------------------------------------------------------------------------------
Mehmet H. Doğan'ı ciddiye almam!
Ben Mehmet H. Doğan adını ilk defa 60'lı yıllarda sosyalist gerçekçilik adına Türk modern şiirine çok düzeysiz bir şekilde saldıran yazılarıyla tanıdım. Bu antolojide bir problem varsa, bu problemi bizzat Mehmet H. Doğan'ın biyografisinde aramak lazım. Ama bu mesele Doğan'ın dini ve ideolojik tercihleri, mensup olduğu toplumsal katman ve bunlarla olan sorunları şeklinde ele alınmalı.
Sözkonusu olan bir şeylerin doğru ya da yanlış olması değil. Önemli olan düşünceye ve sanata ilişkin sorunların hangi ölçütlerle ele alınabileceği, bu ölçütlere ulaşılıp ulaşılamadığı... Ben bu antolojinin sözünü ettiğim ölçütlere ulaşamadığı kanaatindeyim. Mehmet H. Doğan'ı ciddiye almam. Ama sonuç olarak böyle bir antoloji yayımlanıyor. Yani bunu yayımlayacak bir yayınevi var. Bu yayınevi de kalitesini bu antolojiyle bir şekilde dışa vurmuş oluyor.
İsmet Özel
------------------------------------------------------------------------------
Başarılı, kapsamlı bir antoloji...
Mehmet H. Doğan, özellikle 80 sonrası Türk şiiri üstüne çok kafa yoran bir isim. Sadece benim değil, 80 sonrası şairleri üstüne de tek tek ya da topluca yazan bir eleştirmen. Benim şiirime yakınlık duyuyor olabilir. Enis Batur'un şiirine de yakınlık duyuyor olabilir. Ama bu yüzden antolojiyi, yakınlık duyduklarına daha fazla yer vermiş, diğerlerine fazla yer vermemiş diye değerlendirmek bana çok doğru gelmiyor.
Ayrıca bir başka antolojide bana az yer verilir, bir diğerine daha çok... Bu konuda insanları yargılayamayız ya da suçlayamayız diye düşünüyorum. Mehmet H. Doğan için değil bütün antoloji düzenleyenler için söylüyorum, böyle bir çalışma yaparken mutlaka araya subjektif yargılar giriyordur. Doğrusunu isterseniz benim de bu antolojide olmasını istediğim 4-5 isim vardı: İnci Asena, Engin Turgut, Mehmet Demiryürek, Müslim Çelik... Onun dışında genel olarak başarılı, kapsamlı bir antolojiyle karşı karşıyayız. Kuşkusuz eleştirilerle ikinci baskısında daha iyi olur diye düşünüyorum.
Haydar Ergülen
--------------------------------------------------------------------------------
Duygusal bir tavır
Antolojiye niçin alınmadığımı Mehmet H. Doğan bilir. Ama ben bunu öncelikle 1994 Türk Dil Kurumu Şiir Ödülü'nü kazanmama bağlıyorum. Bu ödülü aldıktan sonra Mehmet H. Doğan'la karşılaştım İzmir'de bir meyhanede. İçkili vaziyette bana 'O ödülü iade et' dedi. Ben de bu ödülü akbap çavuş ilişkisiyle değil bileğimin hakkıyla aldığımı iade etmeyeceğimi söyledim. Ödülü veren kurumun Atatürk'ün kurduğu TDK olmadığını, bu ödülü almanın bana yakışmayacağını anlattı. O tatsız tartışmadan sonra yıllıklarına almadı beni. Halbuki ilk 3 yıllıkta varım ben. Başka sebepleri de olabilir ama sanırım en baskın olanı bu. Tamamen duygusal kökenli bir tavır diye düşünüyorum.
Ahmet Necdet
----------------------------------------------------------------------------
İsteyen beğenir, istemeyen beğenmez!
Bu tür antolojilerin hepsinin çıkışında kavgalara varan tartışmalar olmuştur. Memet Fuat'ın antolojisinde de birtakım kişiler neden orada olmadıklarını Memet Fuat'a çok açık bir dille, mektuplarla sormuşlardı. Neticede antolojinin üzerinde ismi olan kişinin seçmeleridir bu. İsteyen beğenir, istemeyen beğenmez. Ben ulaşabildiğim kişilerden kendi biyografilerini yazmalarını istedim, 50-60 kişi de bana kitaptaki şekliyle yaşam öykülerini gönderdi. Ben onlardan aldığım bilgilere dayanarak yazdığım biyografileri.
Bazı isimlerin antolojiye alınmaması, benim kendi seçimim. Yıldırım Türker şiir yazdığı yıllarda etkin bir şairdi ama sonra şiiri bıraktı. Onun gibi antolojiye alınmayan çok kişi var. Her birinin alınmama gerekçesi ayrı ayrı. Ve bunlar şiirle ilgili gerekçeler... Dağlarca izin vermediği için antolojide yer almadı, İnci Asena o ölçüde olmadığı için... Antolojide hiç görmediğim tanımadığım kimseler de var. Şiirle ilgili kıstaslarıma uyanları aldım, uymayanları almadım. Şiir yıllıkları ve antoloji ayrı şeyler. Şair o yıl etkindir fakat genel olarak yüz yıllık şiirin içerisinde Türk şiirini temsil etmiyordur. Bu durumdakiler antolojide yer almadı. Genel olarak söyleyeceklerim böyle. Eleştirilere gerekirse daha ayrıntılı olarak cevap verceğim.
Mehmet H. Doğan
--------------------------------------------------------------------------------
Sanırım Özdemir ince bu ülkede siyasette, ekonomide ve bilim alanında kişilerin birbirlerini nasıl eleştirdiklerini hiç izlemiyor. Mehmet H. Doğan ne demiş, "demiş ki, Özdemir İnce şiirlerini çevirdiği şairlerle iyi ilişkiler kurdu ve bu sayede yurt dışında edebiyatla ilgili bir çok kurum ve kuruluşa kendisini tanıtma imkanı buldu". Çevirmeni olduğu şairlerle tanışmak ve onların sayesinde şair kimliğini bazı kişi ve kurumlarla tanıtmış olmanın mafya reisliği ile ne ilgisi var?
Bu konuda doğru yorum yapmanızı sağlamak için Özdemir İnce'nin bundan tam 20 yıl önce Yannis Ritsos ile yaptığı söyleşiyi siteye aktardık. Sözünü ettiğim uzun söyleşinin orijinali Gösteri dergisinin 1981 yılında yayınlanan 13 ve 14. sayılarında bulunmaktadır. Özdemir İnce'nin Yannis Ritsos ile nasıl tanıştığını aşağıda verilen paragrafta net bir şekilde açıklamaktadır.
"Ritsos'un şiirini, yaşamını, onurlu, yenilmez ve örnek varlığını okurlara ve özellikle benden genç meslektaşlarıma tanıtmak, örnek olarak sunmak başlıca çalışma amaçlarımdan biri durumuna geldi. Ritsos'la Taşlar, Yinelemeler, Parmaklıklar'ın Türkiye'de yayınlanması sırasında mektuplaşmaya başladık. Yazdığı ilk mektubunun tarihi 17.2.1978."
Türkiye'de herkes Özdemir İnce gibi en ufak eleştiride bulunanı mahkemeye verse, mahkemelik olmayan kimse kalmaz. Umarım Özdemir İnce şiir çevirisi yapmadan önce yurt dışında tanıştığı kişileri ve kendisine ödül veren kurumları açıklar.
Memik Yanık
Antoloji Tartışmaları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Antoloji Tartışmaları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
13 Haziran 2010 Pazar
12 Haziran 2010 Cumartesi
Arşivden: Antoloji Tartışmaları; YILIN TÜRK ŞİİRİ - Turgay Fişekçi(*)
Yüzyılın Türk Şiiri" adlı 1453 sayfalık antoloji ne yazık, böylesi bir yapıta yakışmayacak öznel yargı ve değerlendirmelerle, dizgi, düzelti yanlışlarıyla, önyargılı yaklaşımlarla dolu.
Talihsizlikler daha kitabın tanıtımıyla başladı: Memet Fuat'ın hayatta olduğu bir dünyada "Türk şiirinin yaşayan en önemli eleştirmeninden vazgeçilmez bir başvuru kaynağı" diye sunularak "en önemli" olmanın aslında hiç de önemli olmayabileceğini düşündürttü.
"Önsöz" ve Genel Değerlendirme
"Önsöz"ünde "edebiyat tarihine bir belge bir gereç" olması amaçlanan kitabın otuz beş sayfalık değerlendirme yazısında, çağdaş şiirimizin doruklarından, başka hiçbir şairin yapamadığı gözüpek yenilikleri tek başına gerçekleştirmiş Can Yücel üstüne tek satır yok. Bir kez adı geçiyor, "İkinci Yeni ve uzantısı şiirin ustaları" biçiminde.
Mehmet H. Doğan'ın üzerinde çok durduğu 80 sonrası şiirinde hangi şair bu yıllarda Can Yücel'in yaptıklarını yapabildi? Şiirlerini okumaya çıktığı Açıkhava Tiyatrosu'nda beş bin kişinin toplandığı Can Yücel, 1453 sayfalık antolojinin genel değerlendirmesinde yer bulamazsa nerde yer bulacak kendine?
Aynı yazıda "70'li yılların şiirinde, ... başka şiir damarlarına ulaşmaya çalışan" öncü şairler arasında adı sayılan Yıldırım Türker'in şiirleri kitaba alınmaya gerek görülmemiş.
Üçüncü cildin arka kapağında 70'li yılların "ufuk açıcılar"ı arasında sayılan Mustafa Irgat için, "Önsöz"de, "seçki dışında bırakmak içimden gelmedi" deniyor. Kapakta önemli, içerde hatır için yer verilmiş bir şair.
Yaşamöyküleri
Şairlerin yaşamöyküleri ise tümüyle eleştirmenin öznel yargılarına kurban gitmiş. Rıfat Ilgaz'ın şiiri üstüne tek satır değerlendirme yok. Mehmet H. Doğan, 80 sonrasının değerleri tartışmalı pek çok şairine gösterdiği ilgiyi Rıfat Ilgaz'a gösterme gereği duymuyor, şiirimizde hiç önemi olmayan bir şair gibi sunuyor onu. Şiirimize getirdiği Orhan Veli'ye koşut söyleyiş rahatlığının hiç önemi yok onun için.
Bedri Rahmi Eyüpoğlu için, "ortalama şiir okuyucusunu hemen saran" denerek küçümseniyor. Bu yargı, "ömür boyu fazla titizlenmeden aynı şiiri sürdürdü" sözüyle de bir kez daha vurgulanıyor.
Suat Taşer için, "Şair, aktör, tiyatro yönetmeni, tiyatro eleştirmeni ve organizatör olarak çok yönlü bir insandı." Ne demek "organizatör" sözcüğü? Şarkıcılara iş bulanlar için kullanılan bu küçültücü sözcüğün bir şiir antolojisinde ne işi var?
Sabahattin Kudret Aksal için, "Kendi şiir anlayışını şöyle koyuyor Aksal:" deniyor. Neyi nereye koyuyor? Şiir anlayışı "koyulmaz", olsa olsa "açıklanır".
Özdemir İnce için, "şiir çevirisi çalışmaları yurtdışında birtakım ilişkiler sağladı ona." diyor. "Birtakım ilişkiler" deyişi niteliği belli olmayan, karanlık, açık olmayan ilişkiler için kullanılır. Böylelikle yazarın ilişkileri küçümsenmiş, dışlanmış, haksız gösteriliyor.
Ülkü Tamer için, "toplu şiirleri, her yayınevinde yeni şiir ekleriyle birçok kez basıldı." Türkiye'de kaç yayınevi var? Ülkü Tamer'in şiirlerini bunlardan kaçı bastı.
Hüseyin Peker için, "Genç yaşta Varlık dergisinde desen yayımlayarak yazın yaşamına girmişti." deniyor. Desen yayımlayarak olsa olsa resim yaşamına girilmez mi? Yazın yaşamına yazarak girilir.
Gülseli İnal'ın yaşamöyküsünde katıldığı toplantılar, şiir okuduğu mekânlar sıralanmış. "Rodos Apollon Amfi-Tiyatrosu'nda son şiirlerini okudu." deniyor. Onun katıldığı toplantılar, şiir okuduğu yerler önemli de başkalarının değil mi? Neden öteki şairlerin bu yönleri yazılmıyor da yalnızca onunkilerden söz ediliyor? Yurtdışında şiir okumak, bir şairin yaşamöyküsüne yazılacak denli önemli bir etkinlikse ben geçen yıl Edebiyat Treni'yle Libzon'dan Moskova'ya dek şiir okuyarak gittim. Neden benim için bu yazılmıyor? Nedenini söyleyeyim: Çünkü Mehmet H. Doğan'a göre Gülseli İnal önemli bir şair. Bu önemli şairin yaşamöyküsünü zenginleştirecek şeyler arıyor. Bulamayınca da her şairin hayatında olan kimi şeyleri yalnızca Gülseli İnal'ın hayatında varmış gibi sıralıyor.
Aynı şeyi Lale Müldür'ün yaşamından söz ederken de yapıyor: "şiirlerinden bazıları bestelendi" diyor. Başkası yok mu şiiri bestelenen. Çağdaş şiirimiz içinde şiirleri en çok bestelenen şairlerden biri Yaşar Miraç'tır. Elliye yakın şiiri bestelendi. Bunun için müzikçilerin meslek örgütü MESAM'dan sık sık ödemeler yapılıyor kendisine. Neden Lale Müldür'ün şiirlerinin bestelendiği belirtilmek gereği duyuluyor da Yaşar Miraç'ınkiler belirtilmiyor. Ataol Behramoğlu'nun bestelenmiş şiirlerinden "Ataol Behramoğlu Şarkıları" diye albüm yapıldı. Beş yıldır Türkiye'nin iki yüz ayrı yerinde şiir-müzik gösterisi yapmış olmanın hiç mi önemi yok Mehmet H. Doğan için? "Şarkılarla A. Kadir" diye bir albümün adını duymamış mı?
Ali Cengizkan'ın PEN ve Edebiyatçılar Derneği üyesi olduğu yazılmış. Bu derneklere hemen tüm şairler üye. Neden birkaç kişi dışında, ötekilerin yaşam öykülerinde bu özellikleri belirtilmek gereği duylmuyor.
Yusuf Alper için, "Askerlik hizmetini Girne'de, zorunlu hizmetini Muğla'da" yaptı deniyor. Bu edebiyatçı için askerlik yaptığı yerin yaptıkları için bir önemi varsa sözü edilir. Ataol Behramoğlu ile İsmet Özel askerliklerinde şiir tarihimize geçmiş önemli şiirler yazmışlardır. Peki Yusuf Alper'in "Askerlik hizmetini Girne'de, zorunlu hizmetini Muğla'da" yapmış olmasının edebiyatımız için önemi ne? Neden belirtilmek gereği duyuluyor?
Salih Bolat için, "Hacettepe Üniversitesi'nde yüksek lisans doktora programlarına katıldı. Öğretim üyeliği yaptı." denmiş. Onun yaptığına öğretim görevlisi denir. Öğretim üyeliği akademik sanlara sahip olanlar için kullanılır.
Ali Asker Barut için, "İlk kitabı Almanca'ya çevrildiği halde kitaba yayıncı bulunamadı." denmiş. Böyle bir bilgi kısa yaşamöyküsüne neden yazılır, aşağılamak için değilse? Ben de o kitap yayımlanalı altı ay oldu desem ne diyecek Mehmet H. Doğan?
Hakan Savlı için, "İskenderun Demir Çelik Fabrikası lojmanlarında Rus çocuklarıyla birlikte gittiği okulda, oynadığı oyunlarda, gördüğü filmlerde ilk kültür şokunu yaşadı." deniyor. Bu cümleden ne anlıyorsunuz? Yabancı çocuklarla birlikte okula gitmek, oyun oynamak, hele hele film görmek neden kültür şokuna yol açsın? Olsa olsa kültür ve yaşam zenginliğine yol açar.
İsmet Özel yaşamöyküsünde Sivas kıyımının tarihi 1992 değil, 1993 olacak. Yaşamöykülerinde anlam kaymalarına yol açan dizgi düzelti yanlışları da var. İki örnek: Sait Faik için, "unutulmaz on üç öykü, iki roman bıraktı geriye." denmiş.
Halim Şefik Güzelson için: "ömrünün sonuna kadar çalışarak Haydarpaşa Gümrüğü'nden emekli oldu." dedikten sonra, "Emekli olduktan sonra gezici kitap satıcılığı yaparak yaşamını kazandı." deniyor. Ercüment Uçarı için: "Hukuk Fakültesi'ni sağlık nedenleriyle genç yaşta, 1959'da bitirdi."
Şiirler
Ya şiirler? Hiç değilse onlar yanlışsız, özenli basılabilmiş olsaydı.
Kitabın boyutları şiir yayıncılığı için son derece elverişli. Geniş enine uzun dizeli şiirleri rahatça sığdırabilirsiniz.
Ama ne gezer?
Mehmet H. Doğan büyük hayranlık duyduğu Edip Cansever, Turgut Uyar gibi uzun dizeler kuran şairlerin şiirlerine, bu sevgisini gösterecek en küçük bir özeni bile göstermemiş. Önceki basımlarda yer olmadığı için alt satıra döndürülen dize biçimleri aynen korunmuş. Örnek için Turgut Uyar'ın "Münacat" şiirine bakılabilir. İkiliklerden oluştuğu besbelli şiirin kimi dizelerinin sonundaki sözcüğü bir alta indirmenin anlamı ne? Onları indirirken 4. ve 5. ikilikleri birleştirerek dörtlük yapmışsınız. Bu tür şiirlerin şairin sağlığında yayımladığı kitapların ilk basımlarıyla karşılaştırarak düzeltilmesi gerekirdi. "Şiirimizin yaşayan en önemli eleştirmeni" olmak kolay değil.
Bir de sıralama yanlışları var. İlhan Berk'in şiirlerinde1981'de yayımlanan Deniz Eskisi'ndeki şiirler, 1988'de yayımlanan Güzel Irmak, 1990'da yayımlanan Pera ve 1993'te yayımlanan Dün Dağlarda Dolaştım...'dan sonraya konmuş.
Özensiz seçim örnekleri ise pek çok: A. Kadir, 1985'teki ölümüne dek şiir yazmış bir şair olmasına karşın yalnızca 1940'larda yazılmış şiirlerinden örnekler seçilmiş.
Erdal Alova'dan yapılmış şiir seçmeleri, bu şairle hi. ilgilenmediğini gösteriyor. Hiç değilse yanındaki karikatürle birlikte bir anlam taşıyan şiiri, çizgisinden ayırıp tek başına basmasaydı.
Yer Verilmeyenler
Bir de antolojide yer vermeye değer bulunmayanlar var. Benim saptayabildiklerim: Onlarca kitabı olan Ahmet Necdet, altı kitabı olan, 1989 Ceyhun Atuf Kansu Ödülü'nün sahibi Müslim Çelik, kitapları büyük satışlara ulaşmış Nevzat Çelik ve Akgün Akova.
Bu şairlerin 1453 sayfalık bir antolojide yerleri olmadığını söylemek istiyorsa, bunu da açıkça ve nedenleriyle söylemek zorundadır.
Ahmet Necdet'in öyküsünü kendisinden dinledim. Bir yemekte Mehmet H. Doğan ile tartışmışlar. O güne dek Adam Şiir Yıllıklarına aldığı Ahmet Necdet'i daha sonra almamaya başlamış. Antolojiye alınmama nedeni de aynı olmalı. İyi de bir eleştirmenin böyle davranabilen bir eleştirmenin yargılarına kim güvenir?
Bir başka anlaşılmaz davranış ise Mehmet H. Doğan'ın Adam Yayınları için hazırladığı Şiir Yıllıklarına yayınevinin sahibi de olan şair İnci Asena'yı her yıl düzenli bir biçimde aldığı halde Yapı Kredi Yayınları için hazırladığı antolojiye almaması. Bu davranışını nasıl açıklayacağını merak ediyorum.
Sonuç
Bir çalışmanın etkisi ve kalıcılığı yaydığı adalet duygusuyla sağlanabilir. Bu antolojiden ise öznel yargılar, değerbilmezlikler, özensizlikler yayılıyor. Yerginin ve övgünün dayanıksız, boş anlatımlarla sunulduğu böyle bir çalışma edebiyat tarihimizde iz bırakabilir mi?
Türk şiiri böyle bir antolojiyi hak etmedi. Bu antolojiyle Türk şiiri değil, olsa olsa Mehmet H. Doğan tanınabilir.
* Bu yazı 2001 yılında yayınlanan Adam Sanat'tan alınp adanasanat.com'da yayınlandı. Elimizdeki adanasanat.com arşivini sizinle paylaşma kaygısı ile Turgay Fişekçi'nin bu yazısını buraya aktardık. Bu metnin burada yayınlanmasına Turgay beyin bir itirazı varsa bize mail göndermesi halinde anında bu metni yayından kaldırabiliriz.
Edebiyat ile ilk ilgilenmeye başladığım yıllarda yanılmıyorsam,Yaşar Miraç ve Turgay Fişekçi gibi bir kaç şair Yeni Türkü adında bir yayınevi kurmuştu. Bu yayınevi yalnızca şiir kitapları yayınlıyordu. Çünkü o günlerde Yazko hariç şiir kitabı basan başka yayınevi yok gibiydi. Daha sonra Turgay Feşikçi Adam Yayınlarında çalışmaya başladı. Şimdi Turgay Fişekçi'nin Adam Sanat Dergisinde yayınlanan yazısı üzerine haddim olmayarak buraya birşeyler yazmak istiyorum. Çünkü tahmin ediyorum ki edebiyat dergilerinin Temmuz sayılarında bu konuda çok sayıda yazı çıkacaktır.
Yukarıda Turgay Fişekçi'nin Yüzyılın Türk Şiiri daha doğrusu Mehmet H. Doğan üzerine yazdığı yazıyı okudunuz. İlk tespit ettiğim konu şu: Turgay Fişekçi bu yazıyı Türk edebiyatına katkı olsun diye kaleme almış olamaz. Çünkü Turgay Fişekçi M. H. Doğan hakkında bence iyi niyetli değil.
Turgay Fişekçi bu niyetini yazdığı yazının başındaki şu paragrafta ortaya koyuyor: Talihsizlikler daha kitabın tanıtımıyla başladı: Memet Fuat'ın hayatta olduğu bir dünyada "Türk şiirinin yaşayan en önemli eleştirmeninden vazgeçilmez bir başvuru kaynağı" diye sunularak "en önemli" olmanın aslında hiç de önemli olmayabileceğini düşündürttü.
Bence Turgay Fişekçi bu paragrafın üzerinde biraz daha çalışmalıydı. Demek ki Yapı Kredi Yayınevi, kitap tanıtım metinlerinde Mehmet H. Doğan için Mehmet Fuat'tan sonra en önemli eleştirmen demiş olsaydı Turgay Fişekçi kadar tepkili olmazdı. Herkes bilir ki, Mehmet Fuat'ın Türk edebiyatı için yaptıkları Mehmet H. Doğan'ın yaptıklarından kat kat fazladır. Ama yayınevinin reklam metnine bu kadar tepki göstermenin başka bir nedeni olmalı. Bir de Turgay Fişekçi bu yazısını kendi yönettiği dergi yerine başka bir dergide yayınlamalıydı.
Talihsizlikler daha kitabın tanıtımıyla başladı: Memet Fuat'ın hayatta olduğu bir dünyada "Türk şiirinin yaşayan en önemli eleştirmeninden vazgeçilmez bir başvuru kaynağı" diye sunularak "en önemli" olmanın aslında hiç de önemli olmayabileceğini düşündürttü.
"Önsöz" ve Genel Değerlendirme
"Önsöz"ünde "edebiyat tarihine bir belge bir gereç" olması amaçlanan kitabın otuz beş sayfalık değerlendirme yazısında, çağdaş şiirimizin doruklarından, başka hiçbir şairin yapamadığı gözüpek yenilikleri tek başına gerçekleştirmiş Can Yücel üstüne tek satır yok. Bir kez adı geçiyor, "İkinci Yeni ve uzantısı şiirin ustaları" biçiminde.
Mehmet H. Doğan'ın üzerinde çok durduğu 80 sonrası şiirinde hangi şair bu yıllarda Can Yücel'in yaptıklarını yapabildi? Şiirlerini okumaya çıktığı Açıkhava Tiyatrosu'nda beş bin kişinin toplandığı Can Yücel, 1453 sayfalık antolojinin genel değerlendirmesinde yer bulamazsa nerde yer bulacak kendine?
Aynı yazıda "70'li yılların şiirinde, ... başka şiir damarlarına ulaşmaya çalışan" öncü şairler arasında adı sayılan Yıldırım Türker'in şiirleri kitaba alınmaya gerek görülmemiş.
Üçüncü cildin arka kapağında 70'li yılların "ufuk açıcılar"ı arasında sayılan Mustafa Irgat için, "Önsöz"de, "seçki dışında bırakmak içimden gelmedi" deniyor. Kapakta önemli, içerde hatır için yer verilmiş bir şair.
Yaşamöyküleri
Şairlerin yaşamöyküleri ise tümüyle eleştirmenin öznel yargılarına kurban gitmiş. Rıfat Ilgaz'ın şiiri üstüne tek satır değerlendirme yok. Mehmet H. Doğan, 80 sonrasının değerleri tartışmalı pek çok şairine gösterdiği ilgiyi Rıfat Ilgaz'a gösterme gereği duymuyor, şiirimizde hiç önemi olmayan bir şair gibi sunuyor onu. Şiirimize getirdiği Orhan Veli'ye koşut söyleyiş rahatlığının hiç önemi yok onun için.
Bedri Rahmi Eyüpoğlu için, "ortalama şiir okuyucusunu hemen saran" denerek küçümseniyor. Bu yargı, "ömür boyu fazla titizlenmeden aynı şiiri sürdürdü" sözüyle de bir kez daha vurgulanıyor.
Suat Taşer için, "Şair, aktör, tiyatro yönetmeni, tiyatro eleştirmeni ve organizatör olarak çok yönlü bir insandı." Ne demek "organizatör" sözcüğü? Şarkıcılara iş bulanlar için kullanılan bu küçültücü sözcüğün bir şiir antolojisinde ne işi var?
Sabahattin Kudret Aksal için, "Kendi şiir anlayışını şöyle koyuyor Aksal:" deniyor. Neyi nereye koyuyor? Şiir anlayışı "koyulmaz", olsa olsa "açıklanır".
Özdemir İnce için, "şiir çevirisi çalışmaları yurtdışında birtakım ilişkiler sağladı ona." diyor. "Birtakım ilişkiler" deyişi niteliği belli olmayan, karanlık, açık olmayan ilişkiler için kullanılır. Böylelikle yazarın ilişkileri küçümsenmiş, dışlanmış, haksız gösteriliyor.
Ülkü Tamer için, "toplu şiirleri, her yayınevinde yeni şiir ekleriyle birçok kez basıldı." Türkiye'de kaç yayınevi var? Ülkü Tamer'in şiirlerini bunlardan kaçı bastı.
Hüseyin Peker için, "Genç yaşta Varlık dergisinde desen yayımlayarak yazın yaşamına girmişti." deniyor. Desen yayımlayarak olsa olsa resim yaşamına girilmez mi? Yazın yaşamına yazarak girilir.
Gülseli İnal'ın yaşamöyküsünde katıldığı toplantılar, şiir okuduğu mekânlar sıralanmış. "Rodos Apollon Amfi-Tiyatrosu'nda son şiirlerini okudu." deniyor. Onun katıldığı toplantılar, şiir okuduğu yerler önemli de başkalarının değil mi? Neden öteki şairlerin bu yönleri yazılmıyor da yalnızca onunkilerden söz ediliyor? Yurtdışında şiir okumak, bir şairin yaşamöyküsüne yazılacak denli önemli bir etkinlikse ben geçen yıl Edebiyat Treni'yle Libzon'dan Moskova'ya dek şiir okuyarak gittim. Neden benim için bu yazılmıyor? Nedenini söyleyeyim: Çünkü Mehmet H. Doğan'a göre Gülseli İnal önemli bir şair. Bu önemli şairin yaşamöyküsünü zenginleştirecek şeyler arıyor. Bulamayınca da her şairin hayatında olan kimi şeyleri yalnızca Gülseli İnal'ın hayatında varmış gibi sıralıyor.
Aynı şeyi Lale Müldür'ün yaşamından söz ederken de yapıyor: "şiirlerinden bazıları bestelendi" diyor. Başkası yok mu şiiri bestelenen. Çağdaş şiirimiz içinde şiirleri en çok bestelenen şairlerden biri Yaşar Miraç'tır. Elliye yakın şiiri bestelendi. Bunun için müzikçilerin meslek örgütü MESAM'dan sık sık ödemeler yapılıyor kendisine. Neden Lale Müldür'ün şiirlerinin bestelendiği belirtilmek gereği duyuluyor da Yaşar Miraç'ınkiler belirtilmiyor. Ataol Behramoğlu'nun bestelenmiş şiirlerinden "Ataol Behramoğlu Şarkıları" diye albüm yapıldı. Beş yıldır Türkiye'nin iki yüz ayrı yerinde şiir-müzik gösterisi yapmış olmanın hiç mi önemi yok Mehmet H. Doğan için? "Şarkılarla A. Kadir" diye bir albümün adını duymamış mı?
Ali Cengizkan'ın PEN ve Edebiyatçılar Derneği üyesi olduğu yazılmış. Bu derneklere hemen tüm şairler üye. Neden birkaç kişi dışında, ötekilerin yaşam öykülerinde bu özellikleri belirtilmek gereği duylmuyor.
Yusuf Alper için, "Askerlik hizmetini Girne'de, zorunlu hizmetini Muğla'da" yaptı deniyor. Bu edebiyatçı için askerlik yaptığı yerin yaptıkları için bir önemi varsa sözü edilir. Ataol Behramoğlu ile İsmet Özel askerliklerinde şiir tarihimize geçmiş önemli şiirler yazmışlardır. Peki Yusuf Alper'in "Askerlik hizmetini Girne'de, zorunlu hizmetini Muğla'da" yapmış olmasının edebiyatımız için önemi ne? Neden belirtilmek gereği duyuluyor?
Salih Bolat için, "Hacettepe Üniversitesi'nde yüksek lisans doktora programlarına katıldı. Öğretim üyeliği yaptı." denmiş. Onun yaptığına öğretim görevlisi denir. Öğretim üyeliği akademik sanlara sahip olanlar için kullanılır.
Ali Asker Barut için, "İlk kitabı Almanca'ya çevrildiği halde kitaba yayıncı bulunamadı." denmiş. Böyle bir bilgi kısa yaşamöyküsüne neden yazılır, aşağılamak için değilse? Ben de o kitap yayımlanalı altı ay oldu desem ne diyecek Mehmet H. Doğan?
Hakan Savlı için, "İskenderun Demir Çelik Fabrikası lojmanlarında Rus çocuklarıyla birlikte gittiği okulda, oynadığı oyunlarda, gördüğü filmlerde ilk kültür şokunu yaşadı." deniyor. Bu cümleden ne anlıyorsunuz? Yabancı çocuklarla birlikte okula gitmek, oyun oynamak, hele hele film görmek neden kültür şokuna yol açsın? Olsa olsa kültür ve yaşam zenginliğine yol açar.
İsmet Özel yaşamöyküsünde Sivas kıyımının tarihi 1992 değil, 1993 olacak. Yaşamöykülerinde anlam kaymalarına yol açan dizgi düzelti yanlışları da var. İki örnek: Sait Faik için, "unutulmaz on üç öykü, iki roman bıraktı geriye." denmiş.
Halim Şefik Güzelson için: "ömrünün sonuna kadar çalışarak Haydarpaşa Gümrüğü'nden emekli oldu." dedikten sonra, "Emekli olduktan sonra gezici kitap satıcılığı yaparak yaşamını kazandı." deniyor. Ercüment Uçarı için: "Hukuk Fakültesi'ni sağlık nedenleriyle genç yaşta, 1959'da bitirdi."
Şiirler
Ya şiirler? Hiç değilse onlar yanlışsız, özenli basılabilmiş olsaydı.
Kitabın boyutları şiir yayıncılığı için son derece elverişli. Geniş enine uzun dizeli şiirleri rahatça sığdırabilirsiniz.
Ama ne gezer?
Mehmet H. Doğan büyük hayranlık duyduğu Edip Cansever, Turgut Uyar gibi uzun dizeler kuran şairlerin şiirlerine, bu sevgisini gösterecek en küçük bir özeni bile göstermemiş. Önceki basımlarda yer olmadığı için alt satıra döndürülen dize biçimleri aynen korunmuş. Örnek için Turgut Uyar'ın "Münacat" şiirine bakılabilir. İkiliklerden oluştuğu besbelli şiirin kimi dizelerinin sonundaki sözcüğü bir alta indirmenin anlamı ne? Onları indirirken 4. ve 5. ikilikleri birleştirerek dörtlük yapmışsınız. Bu tür şiirlerin şairin sağlığında yayımladığı kitapların ilk basımlarıyla karşılaştırarak düzeltilmesi gerekirdi. "Şiirimizin yaşayan en önemli eleştirmeni" olmak kolay değil.
Bir de sıralama yanlışları var. İlhan Berk'in şiirlerinde1981'de yayımlanan Deniz Eskisi'ndeki şiirler, 1988'de yayımlanan Güzel Irmak, 1990'da yayımlanan Pera ve 1993'te yayımlanan Dün Dağlarda Dolaştım...'dan sonraya konmuş.
Özensiz seçim örnekleri ise pek çok: A. Kadir, 1985'teki ölümüne dek şiir yazmış bir şair olmasına karşın yalnızca 1940'larda yazılmış şiirlerinden örnekler seçilmiş.
Erdal Alova'dan yapılmış şiir seçmeleri, bu şairle hi. ilgilenmediğini gösteriyor. Hiç değilse yanındaki karikatürle birlikte bir anlam taşıyan şiiri, çizgisinden ayırıp tek başına basmasaydı.
Yer Verilmeyenler
Bir de antolojide yer vermeye değer bulunmayanlar var. Benim saptayabildiklerim: Onlarca kitabı olan Ahmet Necdet, altı kitabı olan, 1989 Ceyhun Atuf Kansu Ödülü'nün sahibi Müslim Çelik, kitapları büyük satışlara ulaşmış Nevzat Çelik ve Akgün Akova.
Bu şairlerin 1453 sayfalık bir antolojide yerleri olmadığını söylemek istiyorsa, bunu da açıkça ve nedenleriyle söylemek zorundadır.
Ahmet Necdet'in öyküsünü kendisinden dinledim. Bir yemekte Mehmet H. Doğan ile tartışmışlar. O güne dek Adam Şiir Yıllıklarına aldığı Ahmet Necdet'i daha sonra almamaya başlamış. Antolojiye alınmama nedeni de aynı olmalı. İyi de bir eleştirmenin böyle davranabilen bir eleştirmenin yargılarına kim güvenir?
Bir başka anlaşılmaz davranış ise Mehmet H. Doğan'ın Adam Yayınları için hazırladığı Şiir Yıllıklarına yayınevinin sahibi de olan şair İnci Asena'yı her yıl düzenli bir biçimde aldığı halde Yapı Kredi Yayınları için hazırladığı antolojiye almaması. Bu davranışını nasıl açıklayacağını merak ediyorum.
Sonuç
Bir çalışmanın etkisi ve kalıcılığı yaydığı adalet duygusuyla sağlanabilir. Bu antolojiden ise öznel yargılar, değerbilmezlikler, özensizlikler yayılıyor. Yerginin ve övgünün dayanıksız, boş anlatımlarla sunulduğu böyle bir çalışma edebiyat tarihimizde iz bırakabilir mi?
Türk şiiri böyle bir antolojiyi hak etmedi. Bu antolojiyle Türk şiiri değil, olsa olsa Mehmet H. Doğan tanınabilir.
* Bu yazı 2001 yılında yayınlanan Adam Sanat'tan alınp adanasanat.com'da yayınlandı. Elimizdeki adanasanat.com arşivini sizinle paylaşma kaygısı ile Turgay Fişekçi'nin bu yazısını buraya aktardık. Bu metnin burada yayınlanmasına Turgay beyin bir itirazı varsa bize mail göndermesi halinde anında bu metni yayından kaldırabiliriz.
Turgay Fişekçi ve Mehmet H. Doğan
Memik Yanık
Edebiyat ile ilk ilgilenmeye başladığım yıllarda yanılmıyorsam,Yaşar Miraç ve Turgay Fişekçi gibi bir kaç şair Yeni Türkü adında bir yayınevi kurmuştu. Bu yayınevi yalnızca şiir kitapları yayınlıyordu. Çünkü o günlerde Yazko hariç şiir kitabı basan başka yayınevi yok gibiydi. Daha sonra Turgay Feşikçi Adam Yayınlarında çalışmaya başladı. Şimdi Turgay Fişekçi'nin Adam Sanat Dergisinde yayınlanan yazısı üzerine haddim olmayarak buraya birşeyler yazmak istiyorum. Çünkü tahmin ediyorum ki edebiyat dergilerinin Temmuz sayılarında bu konuda çok sayıda yazı çıkacaktır.
Yukarıda Turgay Fişekçi'nin Yüzyılın Türk Şiiri daha doğrusu Mehmet H. Doğan üzerine yazdığı yazıyı okudunuz. İlk tespit ettiğim konu şu: Turgay Fişekçi bu yazıyı Türk edebiyatına katkı olsun diye kaleme almış olamaz. Çünkü Turgay Fişekçi M. H. Doğan hakkında bence iyi niyetli değil.
Turgay Fişekçi bu niyetini yazdığı yazının başındaki şu paragrafta ortaya koyuyor: Talihsizlikler daha kitabın tanıtımıyla başladı: Memet Fuat'ın hayatta olduğu bir dünyada "Türk şiirinin yaşayan en önemli eleştirmeninden vazgeçilmez bir başvuru kaynağı" diye sunularak "en önemli" olmanın aslında hiç de önemli olmayabileceğini düşündürttü.
Bence Turgay Fişekçi bu paragrafın üzerinde biraz daha çalışmalıydı. Demek ki Yapı Kredi Yayınevi, kitap tanıtım metinlerinde Mehmet H. Doğan için Mehmet Fuat'tan sonra en önemli eleştirmen demiş olsaydı Turgay Fişekçi kadar tepkili olmazdı. Herkes bilir ki, Mehmet Fuat'ın Türk edebiyatı için yaptıkları Mehmet H. Doğan'ın yaptıklarından kat kat fazladır. Ama yayınevinin reklam metnine bu kadar tepki göstermenin başka bir nedeni olmalı. Bir de Turgay Fişekçi bu yazısını kendi yönettiği dergi yerine başka bir dergide yayınlamalıydı.
Etiketler:
Antoloji Tartışmaları,
Memik Yanık,
Turgay Fişekçi
11 Haziran 2010 Cuma
Antoloji Tartışmaları : Mehmet H. Doğan İle Yapılan Söyleşi(*)
Şiirimiz Bir Antoloji Daha Kazandı
Edebiyat dünyasında her yıl yaklaşık bir ay süreyle tartışma gündeminin başında yer alan birisiniz. Her yıl başında şairler arasında bir heyecani deyim yerindeyse bir fal bakma furyası başlıyor: Acaba Mehmet Doğan bu yıl hangi isimleri seçecek diye. Dokuz yıldır yıl içinde yayımlanmış şiirlerden bir seçki hazırlıyorsunuz. Şairleri, şiirleri seçerken ne gibi ölçütler kullanıyorsunuz?
Umut vaad eden ve daha sonraki yıllarda da şiir yazacağına inandığım kişinin değerlendirmeye tâbi tutuyorum. Diğer bir unsur da, yıl içerisinde gösterdiği başarı. Örnek olarak Zeynep Köylü, İzmir’de düzenlenen Arkadaş Z. Özger Şiir Yarışması’na bir dosya göndermiş. Kendisi lise ikinci sınıf öğrencisi bir genç. Şiirleri güzeldi. Ahmet Muhip Dıranas gibi birçok ünlü şairin eserlerini bilmiyor, ama güzel şiir yazıyor. Onun şiirlerini değerlendirdim. Çünkü, biraz önce de değinmiş olduğum üzere gelecek vaad ettiğine inanıyorum. Ama insanın yanıldığı da oluyor.
Niçin böyle bir seçki. Hazırlarken nasıl bir yol izliyorsunuz?
Yıllığı hazırlarken başlangıçta seçki niteliği mi yoksa belge niteliği mi taşımalı, diye çok düşündüm. Belge seçeneği ağır bastı. Diyelim ki 2003 veya 2004 yılında, 1992 şiirini merak eden kişi yıllığı açıp istediği gibi bir değerlendirme yapma imkanına kavuşacaktı. Şiir yazan çok kişi var. Bu yüzden ortalama olarak elli, altmış derginin taramasını yapıyorum. Herhangi bir dergide ayda yirmi şiir yayınlansa, yılda kaç şiir eder... Yayınlanan tüm şiirlerin içerisinden ancak yüz elli adet şiir seçebiliyorum. Her ay dergilerdeki bütün şiirleri okuyup bilgisayara geçiriyorum. Eğer çok ümitli gördüğüm isimler varsa o isimlerin altını işaretliyorum. Sene sonunda bütün dergileri tekrar gözden geçiriyorum. İlk yıllıkta 149 isim vardı. Her sene sekizer, onar isim artışla bugün sayı 300’e ulaştı. Seçim yaparken önceki seçkide yer alan bu 300 şairi baz olarak ele alıyorum. Bu 300 isimden bu yıl herhangi bir yerde şiiri yayınlanan var mı diye bakıyorum. Eğer herhangi şiiri yayınlanmamışsa, ismi ne olursa olsun tekrar yıllığa almıyorum. Ama eğer ki bir kitap yayınlamışsa, o eserdeki bir şiiriyle yıllığa girme imkanına kavuşuyor. Eğer daha önceki yıllarda kaybettiğimiz herhangi bir şairin yayınlanmamış bir eseri ortaya çıkarsa onu da yıllığa alıyorum.
Örneğin, geçen seneki yıllıkta Behçet Aysan’ın eşinden gelen şiirle birlikte Necatigil’in ilk Sedat Simavi Ödülü için aruz vezni ile yazdığı bu şiirini kullandım. Beni asıl ilgilendiren on yılın sonunda yapmayı tasarladığım bilanço. Gelecek yılbaşı şiir yıllığının onucusunu hazırlayacağım. Bu on yıl içinde seçtiklerimden bir bilanço çıkaracağım.
Bu seçkilerin size maddi anlamda bir katkısı yok. Herhalde manevi tatmini üstün geliyor...
Yıllar sonra, herhangi bir şair, bir eleştirmen bana gelip sizin yazılarınızla büyüdük derse, işte bu benim için manevi bir tatmin olabiliyor. Yıllar önce bir çeviri yapmıştım. Orhan Koçak bana, 12 Eylül öncesinde bize bunu ders kitabı olarak okuturlardı dedi. Bu da yine bir manevi tatmin örneği.
Konuşmamızın başında genç şairler arasındaki tartışmalardan söz etmiştim. Genç şairlerle ilişkiniz nasıl?
Genel olarak hava şu: İnsanlar ben şair olduğumu ispat etmek istiyorsam, bu yıllığa girmeliyim diyor. Bunun için bana mektuplar yazıyor, telefon ediyorlar. Geçen yıl çok enteresan bir olay yaşadım, isim vermeden bu olayı sizinle paylaşmak istiyorum: Bir şair var, oğlu on beş yaşında; bir gün oğlu, baba birçok kitabın olduğu halde neden şiir yıllığına giremiyorsun diye sormuş. O da bunu bana aktarıyor. Bence bunlar çok rahatsız edici şeyler. Bir de yayımlanan şiirlerin tümünü inceleyip incelememem sorunu var. Yeni Şafak’ta İhsan Deniz yıllık içinde yazdığı yazıda sağcı dergileri fazla incelemediğimi ileri sürüyor.
Ben, elli altmış dergiyi her ay para ödeyip alacak olursam senede 300-500 milyon lira dergi parası ödemiş olacağım. Gaziantep’te, Diyarbakır’da yayınlanan bir dergiyi bana göndermezlerse ben nasıl inceleme yapabilirim. Bütün bunlara benim söyleyebileceğim bir şey yok. Bir şair, eğer bir eleştirmenin beğenisine endekslendiyse bence şiir yazmaktan vazgeçsin. Büyük şairler, ödüller beni ilgilendirmez der. Bu yüzden konunun fazla abartıldığını düşünüyorum.
Fethi Naci, dergimizin Mart sayısındaki yazısında ‘yıllık’ taki şair ve ödül sayısından yola çıkarak bir şiir ve ödül enflasyonundan söz ediyordu. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Şiir enflasyonu yeni bir konu değil ki. ‘Şiirde Enflasyonu Aşağıya Çekmek’ başlıklı yazım var. Örneğin ‘80’ler şiiri diye bir on yıldan söz ediyoruz, o günlerden bugüne kala kala on tane isim kaldı. ‘90’lardan da ancak iki üç isim sivrilecek. Yani ne olursa olsun geleceğe kalmak önemli.
Bu noktada şunu sormak istiyorum: Şiirlerin dönemlendirilmesinde, adlandırılmasında, tarihlerin yeterli olduğuna inanıyor musunuz?
Hayır inanmıyorum. İkinci Yeni’den sonra şiir dönemlerine isim bulmakta zorluk çekildi. Örneğin ‘60’lar Şiiri ya da ’60 Kuşağı gibi isimler verildi. Ancak bence bu yetersiz. Gerek öz gerekse biçim bakımından çok farklı şiirler birarada oluyor bu tür tarihlendirmelerde. Örneğin ‘80’leri ele alalım. Bu dönemde şiir hareketinin içerisinde üç, dört akım var. O zaman bu akımları nereye koyup adlandıracağız.
Bu adlandırmaları yapacak, radikal bakışa sahip bir şiir tarihi mi gerekiyor?
Eğer dönemler isimlendirilmişse, zaten sonradan o isimleri değiştiremezsiniz. Ancak ’80’ler sonrası için öneriler olmalı, tartışılmalı.
Son yüzyılın Türk şiirinden seçmelerle hazırladığınız bir antoloji bu ay Yapı Kredi Yayınları arasında yayımlanıyor. ‘Yüzyılın Türk Şiiri 1900-2000’in içeriğinden konuşmadan önce sizin için en ideal antoloji nasıl olmalıdır diye sorsam?
Bence en ideal antoloji Kenan Akyüz’ün ‘Batı Tesirinde Türk Şiiri’ adlı bin küsür sayfalık çalışmasıdır. Hep bu türde bir çalışma yapmak istedim. Örneklendirmek gerekirse; diyelim ki Abdülhak Hamit’i ele alıyor. Ben, be çalışmanın üzerine, o dönemde Abdülhak Hamit hakkında yazılmış olan eleştirileri, edebiyat tarihçilerinden birinin o dönemle ilgili herhangi bir yazısını da antolojiye katarım. Yani benim idealimdeki antoloji biraz da edebiyat tarihi ile birleşmiş bir antoloji.
‘Yüzyılın Türk Şiiri’ diyorsunuz ama 19. yüzyılın bir şairi olan Fikret ile başlıyor antoloji.
Fikret’le başlamamın nedeni şu: 19020 yılında kitabı çıkmış be yirminci yüzyıla girmeden şiir yazmayı bırakmış. Onun gibi 20. yüzyılın başında yaşamış ama, kitabını yüzyıl başında yayımlasa da etkisi 20. yüzyılda sürmüş şairleri aldım. Mesela Nigâr Hanım var. Fikret’in etkisinde eserler vermiş. Benim içim ölçü 1900’lerden sonraki yıllarda kitabı yayımlanmış ve faal halde bulunan isimler. Yüzyılın başında hakim olan akım Edebiyat-ı Cedide. Ama bakıyorsunuz Fikret ile Cenab Şahabettin günümüze kadar ulaşan çalışmalar yapmışlar.
Bu antolojide kaç isim var? Ölçünüz ne oldu bu isimleri seçerken?
Antolojide 198 isim var. Seçimlerimde fazla özgür olamadım çünkü yerine oturmuş bir takım değerlendirmeler mevcut. Servet-i Fünun dönemi var bu dönemin şiire birtakım şeyler getirdiğini görüyorsunuz. O dönemi ele almanız gereklidir. Ancak, o dönemin isimleri içinden seçme yapmak sizin hakkınızdır. Beş Hececilerden Orhan Seyfi Orhon, halit Fahri Ozansoy, Enis Behiç Koryürek, Yusuf Ziya Ortaç ve Faruk Nafiz’in arasından bir tek Faruk Nafiz Çamlıbel’i aldım. Çünkü ondan başkasının şair olarak devam ettiği kanaatinde değilim. Aynı şey Nâzım Hikmet etkisindeki şiir için de geçerli. Nâzım’ın tarzında şiir yazmış bir kişiyi antolojiye almakta ne anlam var. Hasan İzzettin Dinamo’yu da almayacaktım ama, şiir için gösterdiği çabayı ve bu çabanın şiirindeki yansımasını göz önüne alarak bu grubun içindenbir tek Hasan İzzettin Dinamo’yu aldım. Serbest şiirin iki kolundan söz edebiliriz: Nâzım Hikmet ve Ercüment Behzat’la, Mümtaz Zeki Taşkın. Ercüment Behzat daha baskın olduğu için Mümtaz Zeki Taşkın’ı antolojiye koymadım.
Bu seçimi yaparken, nasıl bir yöntem izlediniz?
Bütün şiir kitapları elimde olan bir şair için başka antolojilere bakmamaya gayret ediyorum. Tüm şiirleri baştan aşağıya tekrardan okuyup, değerlendirme yaptım. 198 şairin, ortalama beşer şiir kitabı varsa, yaklaşık 1000 adet şiir kitabı okudum diyebilirim. Ezbere bildiğim şiirleri bile yeniden okudum ve hiçbir yerden etkilenmemeye çalıştım. Diğer antolojilerden ayrı olarak şairlerden ve varislerinden izin aldım. Şairlerin %90’ı hangi şiirlerle antolojide yer aldıklarını biliyor. Fazıl Hüsnü Dağlarca, Murathan Mungan ile Tuğrul Tanyol antolojide yer almak istemediler. Bir de Necip Fazıl’ın varisleri yaşam öyküsünde birtakım değişiklikler yaptı. Şiir antolojisi için en önemli şey, dizgi yanlışlarının olmaması. Bu yüzden basılmadan önce en azından üçer, dörder defa okundu. Eski şiirlerde, eski yazıdan yeni yazıya aktarmalarda yapılan imlâ yanlışlarını düzelttik.
Sizin seçmiş olduğunuz şairlerin içerisinde başka antolojilerde yer verilmeyen isimler var mı?
Tabii ki var. Hatta antolojiye almadığım ama başka antolojilerde bulunan isimler de var. Halit Asım, Arkadaş Z. Özger, Nilgün Marmara, Kaan İnce, Mustafa Irgat, Haşim Çatış gibi yeni isimler var. Çok yakın yıllara gelecek olursak Didem Madak gibi kitabı olmayan bir isim var.
Antolojinizde şiirlerin dışında neler var?
Şairin biyografisi, eserlerinin ve ödüllerinin listesi, hakkında yağılan değerlendirmelerden seçmeler var. Yeni kuşakların bu şiirleri daha rahat anlamalarını sağlamak için Nigâr Hanım ile Cenab Şahabettin’in şiirlerinin altına sözlük ekledim. Tevfik Fikret’in şiirlerinin karşılarına da Ahmet Muhip Dıranas’ın Türkçe söyleyişlerini koydum.
Antolojinin bitiş isimlerini nasıl saptadınız?
2000 yılında şiir yazıp da geleceğe ümit vaad eden isimleri aldım. Öyle bir şair düşünün ki, iki kitabı vardır, ama başarılı değildir. Bu kişinin şiirleri bana hiç bir şey ifade etmez.
On yıl sonra bir antoloji hazırlayacak olsanız. Bu antolojide bulunan isimleri yine alır mıydınız?
Üçüncü ve son cilt için tabii ki farklı seçim söz konusu olabilir. Kararım kesin değildir. Üç veya beş sene sonra şiiri bırakmış herhangi bir şair benim için önem teşkil etmez. Onu yerine yeni isimleri kullanırım. Birinci ve ikinci cilt için ise böyle bir seçim söz konusu olamaz.
Niçin üç cilt, özel bir bölümleme oldu mu?
Ben antolojiyi iki cilt olarak düşünmüştüm. Birinci cilt İkinci Yeni’nin sonuyla bitiyordu. İkinci cilt Ataol Behramoğlu ile yani ’60 Kuşağı şiiriyle başlıyordu. Fakat sayfa sayısı çok lunca yayınevi üç cilt olması gerektiğini belirtti. Bu yüzden birinci cildi Garip akımının sonunda bitirdim. İkinci cilt Arif Damar’la başlayıp, 1949 doğumluların sonuna kadar devam etti. Üçüncü cilt de seksenli yıllardan günümüze kadar uzanan dönemi kapsadı. Bu cilt Sina Akyol ile başlıyor. Sina Akyol ‘70’li yıllardan önce yazan bir şair ama asıl ününü seksenli yıllarda kazandı. Böylelikle her biri 570 ile 460 sayfa arasında üç cilt ortaya çıktı. Yeni bir baskıda bu son cilt genişleyebilir, isimler atılabilir, yeni isimler eklenebilir.
--------------------------------------------------------------------------------
(*) Hami Çağdaş tarafından yapılan bu söyleşi Nisan 2001'de piyasaya verilen Hürriyet Gösteri dergisinin 227. sayısında yayınlandı. Bu söyleşi dergide yayınlandığı sırada Yüzyılın Türk Şiiri antolojisi yeni piyasaya verilmiş ve fırtına henüz kopmamıştı.
Edebiyat dünyasında her yıl yaklaşık bir ay süreyle tartışma gündeminin başında yer alan birisiniz. Her yıl başında şairler arasında bir heyecani deyim yerindeyse bir fal bakma furyası başlıyor: Acaba Mehmet Doğan bu yıl hangi isimleri seçecek diye. Dokuz yıldır yıl içinde yayımlanmış şiirlerden bir seçki hazırlıyorsunuz. Şairleri, şiirleri seçerken ne gibi ölçütler kullanıyorsunuz?
Umut vaad eden ve daha sonraki yıllarda da şiir yazacağına inandığım kişinin değerlendirmeye tâbi tutuyorum. Diğer bir unsur da, yıl içerisinde gösterdiği başarı. Örnek olarak Zeynep Köylü, İzmir’de düzenlenen Arkadaş Z. Özger Şiir Yarışması’na bir dosya göndermiş. Kendisi lise ikinci sınıf öğrencisi bir genç. Şiirleri güzeldi. Ahmet Muhip Dıranas gibi birçok ünlü şairin eserlerini bilmiyor, ama güzel şiir yazıyor. Onun şiirlerini değerlendirdim. Çünkü, biraz önce de değinmiş olduğum üzere gelecek vaad ettiğine inanıyorum. Ama insanın yanıldığı da oluyor.
Niçin böyle bir seçki. Hazırlarken nasıl bir yol izliyorsunuz?
Yıllığı hazırlarken başlangıçta seçki niteliği mi yoksa belge niteliği mi taşımalı, diye çok düşündüm. Belge seçeneği ağır bastı. Diyelim ki 2003 veya 2004 yılında, 1992 şiirini merak eden kişi yıllığı açıp istediği gibi bir değerlendirme yapma imkanına kavuşacaktı. Şiir yazan çok kişi var. Bu yüzden ortalama olarak elli, altmış derginin taramasını yapıyorum. Herhangi bir dergide ayda yirmi şiir yayınlansa, yılda kaç şiir eder... Yayınlanan tüm şiirlerin içerisinden ancak yüz elli adet şiir seçebiliyorum. Her ay dergilerdeki bütün şiirleri okuyup bilgisayara geçiriyorum. Eğer çok ümitli gördüğüm isimler varsa o isimlerin altını işaretliyorum. Sene sonunda bütün dergileri tekrar gözden geçiriyorum. İlk yıllıkta 149 isim vardı. Her sene sekizer, onar isim artışla bugün sayı 300’e ulaştı. Seçim yaparken önceki seçkide yer alan bu 300 şairi baz olarak ele alıyorum. Bu 300 isimden bu yıl herhangi bir yerde şiiri yayınlanan var mı diye bakıyorum. Eğer herhangi şiiri yayınlanmamışsa, ismi ne olursa olsun tekrar yıllığa almıyorum. Ama eğer ki bir kitap yayınlamışsa, o eserdeki bir şiiriyle yıllığa girme imkanına kavuşuyor. Eğer daha önceki yıllarda kaybettiğimiz herhangi bir şairin yayınlanmamış bir eseri ortaya çıkarsa onu da yıllığa alıyorum.
Örneğin, geçen seneki yıllıkta Behçet Aysan’ın eşinden gelen şiirle birlikte Necatigil’in ilk Sedat Simavi Ödülü için aruz vezni ile yazdığı bu şiirini kullandım. Beni asıl ilgilendiren on yılın sonunda yapmayı tasarladığım bilanço. Gelecek yılbaşı şiir yıllığının onucusunu hazırlayacağım. Bu on yıl içinde seçtiklerimden bir bilanço çıkaracağım.
Bu seçkilerin size maddi anlamda bir katkısı yok. Herhalde manevi tatmini üstün geliyor...
Yıllar sonra, herhangi bir şair, bir eleştirmen bana gelip sizin yazılarınızla büyüdük derse, işte bu benim için manevi bir tatmin olabiliyor. Yıllar önce bir çeviri yapmıştım. Orhan Koçak bana, 12 Eylül öncesinde bize bunu ders kitabı olarak okuturlardı dedi. Bu da yine bir manevi tatmin örneği.
Konuşmamızın başında genç şairler arasındaki tartışmalardan söz etmiştim. Genç şairlerle ilişkiniz nasıl?
Genel olarak hava şu: İnsanlar ben şair olduğumu ispat etmek istiyorsam, bu yıllığa girmeliyim diyor. Bunun için bana mektuplar yazıyor, telefon ediyorlar. Geçen yıl çok enteresan bir olay yaşadım, isim vermeden bu olayı sizinle paylaşmak istiyorum: Bir şair var, oğlu on beş yaşında; bir gün oğlu, baba birçok kitabın olduğu halde neden şiir yıllığına giremiyorsun diye sormuş. O da bunu bana aktarıyor. Bence bunlar çok rahatsız edici şeyler. Bir de yayımlanan şiirlerin tümünü inceleyip incelememem sorunu var. Yeni Şafak’ta İhsan Deniz yıllık içinde yazdığı yazıda sağcı dergileri fazla incelemediğimi ileri sürüyor.
Ben, elli altmış dergiyi her ay para ödeyip alacak olursam senede 300-500 milyon lira dergi parası ödemiş olacağım. Gaziantep’te, Diyarbakır’da yayınlanan bir dergiyi bana göndermezlerse ben nasıl inceleme yapabilirim. Bütün bunlara benim söyleyebileceğim bir şey yok. Bir şair, eğer bir eleştirmenin beğenisine endekslendiyse bence şiir yazmaktan vazgeçsin. Büyük şairler, ödüller beni ilgilendirmez der. Bu yüzden konunun fazla abartıldığını düşünüyorum.
Fethi Naci, dergimizin Mart sayısındaki yazısında ‘yıllık’ taki şair ve ödül sayısından yola çıkarak bir şiir ve ödül enflasyonundan söz ediyordu. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Şiir enflasyonu yeni bir konu değil ki. ‘Şiirde Enflasyonu Aşağıya Çekmek’ başlıklı yazım var. Örneğin ‘80’ler şiiri diye bir on yıldan söz ediyoruz, o günlerden bugüne kala kala on tane isim kaldı. ‘90’lardan da ancak iki üç isim sivrilecek. Yani ne olursa olsun geleceğe kalmak önemli.
Bu noktada şunu sormak istiyorum: Şiirlerin dönemlendirilmesinde, adlandırılmasında, tarihlerin yeterli olduğuna inanıyor musunuz?
Hayır inanmıyorum. İkinci Yeni’den sonra şiir dönemlerine isim bulmakta zorluk çekildi. Örneğin ‘60’lar Şiiri ya da ’60 Kuşağı gibi isimler verildi. Ancak bence bu yetersiz. Gerek öz gerekse biçim bakımından çok farklı şiirler birarada oluyor bu tür tarihlendirmelerde. Örneğin ‘80’leri ele alalım. Bu dönemde şiir hareketinin içerisinde üç, dört akım var. O zaman bu akımları nereye koyup adlandıracağız.
Bu adlandırmaları yapacak, radikal bakışa sahip bir şiir tarihi mi gerekiyor?
Eğer dönemler isimlendirilmişse, zaten sonradan o isimleri değiştiremezsiniz. Ancak ’80’ler sonrası için öneriler olmalı, tartışılmalı.
Son yüzyılın Türk şiirinden seçmelerle hazırladığınız bir antoloji bu ay Yapı Kredi Yayınları arasında yayımlanıyor. ‘Yüzyılın Türk Şiiri 1900-2000’in içeriğinden konuşmadan önce sizin için en ideal antoloji nasıl olmalıdır diye sorsam?
Bence en ideal antoloji Kenan Akyüz’ün ‘Batı Tesirinde Türk Şiiri’ adlı bin küsür sayfalık çalışmasıdır. Hep bu türde bir çalışma yapmak istedim. Örneklendirmek gerekirse; diyelim ki Abdülhak Hamit’i ele alıyor. Ben, be çalışmanın üzerine, o dönemde Abdülhak Hamit hakkında yazılmış olan eleştirileri, edebiyat tarihçilerinden birinin o dönemle ilgili herhangi bir yazısını da antolojiye katarım. Yani benim idealimdeki antoloji biraz da edebiyat tarihi ile birleşmiş bir antoloji.
‘Yüzyılın Türk Şiiri’ diyorsunuz ama 19. yüzyılın bir şairi olan Fikret ile başlıyor antoloji.
Fikret’le başlamamın nedeni şu: 19020 yılında kitabı çıkmış be yirminci yüzyıla girmeden şiir yazmayı bırakmış. Onun gibi 20. yüzyılın başında yaşamış ama, kitabını yüzyıl başında yayımlasa da etkisi 20. yüzyılda sürmüş şairleri aldım. Mesela Nigâr Hanım var. Fikret’in etkisinde eserler vermiş. Benim içim ölçü 1900’lerden sonraki yıllarda kitabı yayımlanmış ve faal halde bulunan isimler. Yüzyılın başında hakim olan akım Edebiyat-ı Cedide. Ama bakıyorsunuz Fikret ile Cenab Şahabettin günümüze kadar ulaşan çalışmalar yapmışlar.
Bu antolojide kaç isim var? Ölçünüz ne oldu bu isimleri seçerken?
Antolojide 198 isim var. Seçimlerimde fazla özgür olamadım çünkü yerine oturmuş bir takım değerlendirmeler mevcut. Servet-i Fünun dönemi var bu dönemin şiire birtakım şeyler getirdiğini görüyorsunuz. O dönemi ele almanız gereklidir. Ancak, o dönemin isimleri içinden seçme yapmak sizin hakkınızdır. Beş Hececilerden Orhan Seyfi Orhon, halit Fahri Ozansoy, Enis Behiç Koryürek, Yusuf Ziya Ortaç ve Faruk Nafiz’in arasından bir tek Faruk Nafiz Çamlıbel’i aldım. Çünkü ondan başkasının şair olarak devam ettiği kanaatinde değilim. Aynı şey Nâzım Hikmet etkisindeki şiir için de geçerli. Nâzım’ın tarzında şiir yazmış bir kişiyi antolojiye almakta ne anlam var. Hasan İzzettin Dinamo’yu da almayacaktım ama, şiir için gösterdiği çabayı ve bu çabanın şiirindeki yansımasını göz önüne alarak bu grubun içindenbir tek Hasan İzzettin Dinamo’yu aldım. Serbest şiirin iki kolundan söz edebiliriz: Nâzım Hikmet ve Ercüment Behzat’la, Mümtaz Zeki Taşkın. Ercüment Behzat daha baskın olduğu için Mümtaz Zeki Taşkın’ı antolojiye koymadım.
Bu seçimi yaparken, nasıl bir yöntem izlediniz?
Bütün şiir kitapları elimde olan bir şair için başka antolojilere bakmamaya gayret ediyorum. Tüm şiirleri baştan aşağıya tekrardan okuyup, değerlendirme yaptım. 198 şairin, ortalama beşer şiir kitabı varsa, yaklaşık 1000 adet şiir kitabı okudum diyebilirim. Ezbere bildiğim şiirleri bile yeniden okudum ve hiçbir yerden etkilenmemeye çalıştım. Diğer antolojilerden ayrı olarak şairlerden ve varislerinden izin aldım. Şairlerin %90’ı hangi şiirlerle antolojide yer aldıklarını biliyor. Fazıl Hüsnü Dağlarca, Murathan Mungan ile Tuğrul Tanyol antolojide yer almak istemediler. Bir de Necip Fazıl’ın varisleri yaşam öyküsünde birtakım değişiklikler yaptı. Şiir antolojisi için en önemli şey, dizgi yanlışlarının olmaması. Bu yüzden basılmadan önce en azından üçer, dörder defa okundu. Eski şiirlerde, eski yazıdan yeni yazıya aktarmalarda yapılan imlâ yanlışlarını düzelttik.
Sizin seçmiş olduğunuz şairlerin içerisinde başka antolojilerde yer verilmeyen isimler var mı?
Tabii ki var. Hatta antolojiye almadığım ama başka antolojilerde bulunan isimler de var. Halit Asım, Arkadaş Z. Özger, Nilgün Marmara, Kaan İnce, Mustafa Irgat, Haşim Çatış gibi yeni isimler var. Çok yakın yıllara gelecek olursak Didem Madak gibi kitabı olmayan bir isim var.
Antolojinizde şiirlerin dışında neler var?
Şairin biyografisi, eserlerinin ve ödüllerinin listesi, hakkında yağılan değerlendirmelerden seçmeler var. Yeni kuşakların bu şiirleri daha rahat anlamalarını sağlamak için Nigâr Hanım ile Cenab Şahabettin’in şiirlerinin altına sözlük ekledim. Tevfik Fikret’in şiirlerinin karşılarına da Ahmet Muhip Dıranas’ın Türkçe söyleyişlerini koydum.
Antolojinin bitiş isimlerini nasıl saptadınız?
2000 yılında şiir yazıp da geleceğe ümit vaad eden isimleri aldım. Öyle bir şair düşünün ki, iki kitabı vardır, ama başarılı değildir. Bu kişinin şiirleri bana hiç bir şey ifade etmez.
On yıl sonra bir antoloji hazırlayacak olsanız. Bu antolojide bulunan isimleri yine alır mıydınız?
Üçüncü ve son cilt için tabii ki farklı seçim söz konusu olabilir. Kararım kesin değildir. Üç veya beş sene sonra şiiri bırakmış herhangi bir şair benim için önem teşkil etmez. Onu yerine yeni isimleri kullanırım. Birinci ve ikinci cilt için ise böyle bir seçim söz konusu olamaz.
Niçin üç cilt, özel bir bölümleme oldu mu?
Ben antolojiyi iki cilt olarak düşünmüştüm. Birinci cilt İkinci Yeni’nin sonuyla bitiyordu. İkinci cilt Ataol Behramoğlu ile yani ’60 Kuşağı şiiriyle başlıyordu. Fakat sayfa sayısı çok lunca yayınevi üç cilt olması gerektiğini belirtti. Bu yüzden birinci cildi Garip akımının sonunda bitirdim. İkinci cilt Arif Damar’la başlayıp, 1949 doğumluların sonuna kadar devam etti. Üçüncü cilt de seksenli yıllardan günümüze kadar uzanan dönemi kapsadı. Bu cilt Sina Akyol ile başlıyor. Sina Akyol ‘70’li yıllardan önce yazan bir şair ama asıl ününü seksenli yıllarda kazandı. Böylelikle her biri 570 ile 460 sayfa arasında üç cilt ortaya çıktı. Yeni bir baskıda bu son cilt genişleyebilir, isimler atılabilir, yeni isimler eklenebilir.
--------------------------------------------------------------------------------
(*) Hami Çağdaş tarafından yapılan bu söyleşi Nisan 2001'de piyasaya verilen Hürriyet Gösteri dergisinin 227. sayısında yayınlandı. Bu söyleşi dergide yayınlandığı sırada Yüzyılın Türk Şiiri antolojisi yeni piyasaya verilmiş ve fırtına henüz kopmamıştı.
Etiketler:
Antoloji Tartışmaları,
Mehmet H. Doğan,
Şiir
Arşivden : Antoloji Tartışmaları(*)
Geçtiğimiz aylarda(2001 yılıbın ilk ayları) Mehmet H. Doğan'ın hazırladığı Yüzyılın Türk Şiiri adlı antoloji çalışması Yapı Kredi Yayınlarından çıktı. Toplam 3 cilt olan ve 1500 sayfadan meydana gelen antolojide 197 şairden 1143 örnek şiir bulunmaktadır. Yapı Kredi yayınevi kitap tanıtım reklamlarında Mehmet H. Doğan'dan Türk şiirinin yaşayan en önemli eleştirmeni diye söz etti.
Yüzyılın Türk Şiiri üzerine kopan fırtınayı size aktarmak için Özdemir İnce, Turgay Fişekçi'nin ve Yapı Kredi Yayınları adına Enis Batur'un kaleme aldığı yazıları sitemize aktaracağız. Turgay Fişekçi ve Özdemir İnce'nin yazıları Adam Sanat dergisinde çıktı. Milliyet Sanat dergisi ise Mehmet H. Doğan, Özdemir İnce ve Turgay Fişekçi de dahil olmak üzere 8 şairden görüş almış.
Ancak bu yazıyı okuyunca bir şeyler yazmadan edemedim. 20 yıldan fazladır edebiyat ile ilgili olmama rağmen böyle bir yazıyı ilk kez yazdığımı belirtmek isterim . Bu konu ile ilgili yazıları zamanla buraya aktaracağız.
Özdemir İnce, Adam Sanat dergisinde çıkan yazısının ilk paragrafında şöyle yazmış: "Şiir antolojilerinin tartışma konusu yapılmasından yana değilim. Çünkü her antoloji keyfidir, görecedir. Ben de bir antoloji hazırlayacak olsam, canımın istediği kadar şiir alırım antolojime. Seçiminden dolayı kimseye hesap vermeyi kabul etmem."
Bu paragraftan şu sonuca varabiliriz: Antoloji hazırlamak öyle zor bir şey değildir. İyi bir kitaplığınız varsa veya şiirle uzun zamandır ilgiliyseniz kendiniz de bir antoloji hazırlayabilirsiniz. Antolojiyi hazırladıktan sonra bir de basımı ve dağıtımı yapacak birilerini(yayınevi) bulmanız gerekir. Eğer şiir veya edebiyat alanında isim sahibiyseniz yayınevi bulmanız zor olmayabilir.
Kendim Mehmet H. Doğan'ı ilk olarak Yanılsama ve Gerçeklik adlı kitabın çevirmeni olarak tanıdım. Çevremdeki kişilere bu kitabı mutlaka okumak gerektiğini söyledim. Aradan tam 20 yıl geçti. Yalnızca şiir üzerine yazan eleştirmenler söz konusu edildiği zaman en yaşlı ve tecrübelilerden birisi Mehmet H. Doğan'dır. O zaman Özdemir İnce'nin şu paragrafına ne denir?
Yayınevinin verdiği ve Acem tevatürüne parmak ısırtacak reklam metnine göre "Türk şiirinin yaşayan en önemli eleştirmeni" olan M.H. Doğan'ın hazırladığı YÜZYILIN TÜRK ŞİİRİ antolojisine bu ilkeler ekseninde baktım. Bırakın "Türk şiirinin en önemli eleştirmeni" olmasını M. H. Doğan ciddi bir yöntembilimden yoksun olduğu için evrensel ölçütlere göre Türkiye'de gerçek eleştirmen sayılmaz.
Gelin bu paragrafı tekrar okuyalım. Başta diyeceksiniz ki antoloji hazırlamak veya şiir seçmek keyfidir. Sonra da deyiceksiniz ki Mehmet H. Doğan yöntembilim yoksunudur. Anlayacağınız, Yapı Kredi Yayınevi reklam metninde M. H. Doğan için "Türk şiirinin yaşlı ve eski eleştirmenlerinden birisi" dememiş olsaydı Özdemir İnce bu antolojiyi beğenecek veya yukarıda andığım yazıyı yazmayacaktı.
Bugüne kadar şiir üzerine pek birşey yazmamış olan Yılmaz Odabaşı antoloji hazırlarken yöntembilime gerek duymaz ama yıllardır yalnızca şiirle uğraşan Mehmet H. Doğan'ın yöntembilime ihtiyacı vardır. Özdemir bey, diyor ki evrensel ölçülere göre M. H. Doğan hakiki eleştirmen sayılmaz. O zaman ben de derim ki Özdemir İnce hakiki şair değildir. Özdemir İnce evrensel dediği ölçülere göre kimlerin eleştirmen olduğunu açıklarsa biz okurlar için iyi iş yapmış olur. Bu sayede hakiki eleştirmen olmayanlar şiir eleştirisi yazmaya veya antoloji hazırlamaya kalkışmazlar.
Bir diğer konu ise Özdemir İnce'nin çevirmenlidiğir. M. H. Doğan, Özdemir İnce'den söz ederken Şair-çevirmen demiş. Özdemir İnce ise bu ünvanın kendisine verilmesine, kendisine yapılmış bir saygısızlık olduğunu belirtiyor. Maden şiir çevirmek saygıdeğer bir davranış değildir o zaman neden şiir çeviriyorsunuz?
Bugüne kadar Özdemir İnce çok sayıda kitap ve şiir çevirmedi mi? Çevirdi. O zaman kendisine Şair-çevirmen denilmesine neden tepki gösteriyor? Sanırım edebiyat camiasında bilen birileri vardır. Belki Özdemir İnce'nin General Muhsin Batur'un oğlu Enis Batur dolayısıyla Yapı Kredi Yayınevi ile arası iyi değildir. Ayrıca içki sofralarında Mehmet H. Doğan, Özdemir İnce ile ilgili olarak birşeyler söylemiş midir? bilmiyoruz.
* 2001 yılı başında adanasanat.com tam bir edebiyat arşivi işlevi görürken Mehmet H. Doğan'nın hazırladığı Yüzyılın Türk Şiiri adlı antoloji çalışması tartışmalara neden olmuştu. O günlerde bu tartışma metinlerini derleyip adanasanat.com'da yayınlamıştık. Aradan neredeyse 10 yıl geçti. 10 yıl önceki antoloji tartışmalarını merak edenler için bu metinleri burada yayınlamak istedik. Bu metinlerin burada yayınlanmasına itirazı olan varsa yazar varsa bizi uyarmaları halinde hemen siteden kaldırabiliriz.
Memik YANIK
Yüzyılın Türk Şiiri üzerine kopan fırtınayı size aktarmak için Özdemir İnce, Turgay Fişekçi'nin ve Yapı Kredi Yayınları adına Enis Batur'un kaleme aldığı yazıları sitemize aktaracağız. Turgay Fişekçi ve Özdemir İnce'nin yazıları Adam Sanat dergisinde çıktı. Milliyet Sanat dergisi ise Mehmet H. Doğan, Özdemir İnce ve Turgay Fişekçi de dahil olmak üzere 8 şairden görüş almış.
Ancak bu yazıyı okuyunca bir şeyler yazmadan edemedim. 20 yıldan fazladır edebiyat ile ilgili olmama rağmen böyle bir yazıyı ilk kez yazdığımı belirtmek isterim . Bu konu ile ilgili yazıları zamanla buraya aktaracağız.
Özdemir İnce, Adam Sanat dergisinde çıkan yazısının ilk paragrafında şöyle yazmış: "Şiir antolojilerinin tartışma konusu yapılmasından yana değilim. Çünkü her antoloji keyfidir, görecedir. Ben de bir antoloji hazırlayacak olsam, canımın istediği kadar şiir alırım antolojime. Seçiminden dolayı kimseye hesap vermeyi kabul etmem."
Bu paragraftan şu sonuca varabiliriz: Antoloji hazırlamak öyle zor bir şey değildir. İyi bir kitaplığınız varsa veya şiirle uzun zamandır ilgiliyseniz kendiniz de bir antoloji hazırlayabilirsiniz. Antolojiyi hazırladıktan sonra bir de basımı ve dağıtımı yapacak birilerini(yayınevi) bulmanız gerekir. Eğer şiir veya edebiyat alanında isim sahibiyseniz yayınevi bulmanız zor olmayabilir.
Kendim Mehmet H. Doğan'ı ilk olarak Yanılsama ve Gerçeklik adlı kitabın çevirmeni olarak tanıdım. Çevremdeki kişilere bu kitabı mutlaka okumak gerektiğini söyledim. Aradan tam 20 yıl geçti. Yalnızca şiir üzerine yazan eleştirmenler söz konusu edildiği zaman en yaşlı ve tecrübelilerden birisi Mehmet H. Doğan'dır. O zaman Özdemir İnce'nin şu paragrafına ne denir?
Yayınevinin verdiği ve Acem tevatürüne parmak ısırtacak reklam metnine göre "Türk şiirinin yaşayan en önemli eleştirmeni" olan M.H. Doğan'ın hazırladığı YÜZYILIN TÜRK ŞİİRİ antolojisine bu ilkeler ekseninde baktım. Bırakın "Türk şiirinin en önemli eleştirmeni" olmasını M. H. Doğan ciddi bir yöntembilimden yoksun olduğu için evrensel ölçütlere göre Türkiye'de gerçek eleştirmen sayılmaz.
Gelin bu paragrafı tekrar okuyalım. Başta diyeceksiniz ki antoloji hazırlamak veya şiir seçmek keyfidir. Sonra da deyiceksiniz ki Mehmet H. Doğan yöntembilim yoksunudur. Anlayacağınız, Yapı Kredi Yayınevi reklam metninde M. H. Doğan için "Türk şiirinin yaşlı ve eski eleştirmenlerinden birisi" dememiş olsaydı Özdemir İnce bu antolojiyi beğenecek veya yukarıda andığım yazıyı yazmayacaktı.
Bugüne kadar şiir üzerine pek birşey yazmamış olan Yılmaz Odabaşı antoloji hazırlarken yöntembilime gerek duymaz ama yıllardır yalnızca şiirle uğraşan Mehmet H. Doğan'ın yöntembilime ihtiyacı vardır. Özdemir bey, diyor ki evrensel ölçülere göre M. H. Doğan hakiki eleştirmen sayılmaz. O zaman ben de derim ki Özdemir İnce hakiki şair değildir. Özdemir İnce evrensel dediği ölçülere göre kimlerin eleştirmen olduğunu açıklarsa biz okurlar için iyi iş yapmış olur. Bu sayede hakiki eleştirmen olmayanlar şiir eleştirisi yazmaya veya antoloji hazırlamaya kalkışmazlar.
Bir diğer konu ise Özdemir İnce'nin çevirmenlidiğir. M. H. Doğan, Özdemir İnce'den söz ederken Şair-çevirmen demiş. Özdemir İnce ise bu ünvanın kendisine verilmesine, kendisine yapılmış bir saygısızlık olduğunu belirtiyor. Maden şiir çevirmek saygıdeğer bir davranış değildir o zaman neden şiir çeviriyorsunuz?
Bugüne kadar Özdemir İnce çok sayıda kitap ve şiir çevirmedi mi? Çevirdi. O zaman kendisine Şair-çevirmen denilmesine neden tepki gösteriyor? Sanırım edebiyat camiasında bilen birileri vardır. Belki Özdemir İnce'nin General Muhsin Batur'un oğlu Enis Batur dolayısıyla Yapı Kredi Yayınevi ile arası iyi değildir. Ayrıca içki sofralarında Mehmet H. Doğan, Özdemir İnce ile ilgili olarak birşeyler söylemiş midir? bilmiyoruz.
* 2001 yılı başında adanasanat.com tam bir edebiyat arşivi işlevi görürken Mehmet H. Doğan'nın hazırladığı Yüzyılın Türk Şiiri adlı antoloji çalışması tartışmalara neden olmuştu. O günlerde bu tartışma metinlerini derleyip adanasanat.com'da yayınlamıştık. Aradan neredeyse 10 yıl geçti. 10 yıl önceki antoloji tartışmalarını merak edenler için bu metinleri burada yayınlamak istedik. Bu metinlerin burada yayınlanmasına itirazı olan varsa yazar varsa bizi uyarmaları halinde hemen siteden kaldırabiliriz.
Memik YANIK
Etiketler:
Antoloji Tartışmaları,
Mehmet H. Doğan
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)